Fâtih’in Karamanoğulları Üzerine Bizzat Sefere Çıkması ve Konya’nın Zaptı

26 Nisan 2014 tarihinde tarafından eklendi.

Fâtih’in Karamanoğulları Üzerine Bizzat Sefere Çıkması ve Konya’nın Zaptı

Orta Anadolu’da, kuvvetli devletler arasında devamlı yıpranan ve sürekli güç kaybeden Karamanoğlu devletinin başında bulunan İbrahim Bey‘in, Fâtih’in ilk saltanat yılında Osmanlı topraklarına saldırdığını, ancak genç padişahın sert mukabelesi karşısında barış yapmak   zorunda   kaldığını   daha   önce   görmüştük.   Yaptığı anlaşmaya bir süre sadık kalan İbrahim Bey, İsfendiyaroğlu ve Trabzon seferlerine çıkan Osmanlı padişahına zahiren askerî yardımda bulunduğu halde, doğuda varlığını gittikçe kuvvetlendiren, batıda da Venediklilerin tahriklerine iltifatkar davranan İsfendiyaroğlu’nun ülkesine varıp, onu padişaha isyan etmesi hususunda teşvik ediyordu. Ancak Fâtih’in Karadeniz sahillerindeki zaferleri ve Uzun Hasan’ı bir anlaşma ile saf dışı bırakması, İbrahim Bey’in Osmanlı devleti aleyhine olan teşebbüslerine son verdirmişti.

Osmanlı devletinin batıda birbirini takip eden savaş ve seferler dolayısıyla, bütün gücünü bu bölgeye teksif ederek yıpranmasını fırsat sayan İbrahim Bey, gelenekleşmiş düşmanca hareketlerine tekrar başladı. Onu bu harekete sevkedenler arasında, siyasi gücü iyice artan Uzun Hasan ile, Fâtih’in dikkatini doğuya çekerek burada açılacak bir cephe ile batıdaki askerî harekâtın zayıflayacağını hesap eden Venedik devleti ile Papalık’ın önemli bir rolü bulunmaktadır. Hatta görünüşte bir ticaret anlaşması olan, fakat Osmanlılara karşı siyasi bir ittifak teşkil eden ve Venedik elçisi Giovaggi Mocenigo’nun Konya’ya gelmesi ile imzalanan anlaşmaya ölünceye kadar sadık kalan İbrahim Bey, Fâtih’e karşı çıkacak cesareti bir türlü elde edememiştir.

39 yıl süren saltanat devresinde birçok çocuk sahibi olan İbrahim Bey, Fâtih’in halası Sultan Hatun’dan doğan oğullarına karşılık, bir cariyeden doğan büyük oğlu İshak’ı veliahd tayin etmişti. İbrahim Bey’in bu davranışı, daha sağlığında saltanat kavgasına yol açtı. Merkezi Silifke olan İçel valiliğine tayin edilen İshak Bey’e karşı harekete geçen Pir Ahmed ile kardeşleri Kasım, Karaman, Alaeddin ve Nûre Sûfi, ülkedeki eşrafın da yardımı ile taht mücadelesine başladılar. Devlet idaresinin daha sağlığında İshak Bey’e verilmesine razı olmayan Pir Ahmed ve kardeşleri, Konya’yı ele geçirerek, İbrahim Bey ile İshak’ı buradan zorla çıkardılar. Müstahkem Gevale kalesine sığınan İbrahim Bey, 1464’de burada öldü ve Larende’de bulunan İmaret Medresesi’ne defnedildi.

İshak Bey, kardeşleri ile başa çıkamayacağını anlayınca, Gevale kalesini terkederek, Silifke’ye çekildi. Burada Memluk sultanından yardım isteyen İshak Bey, isteğinin kabul, fakat yardımın gecikmesi üzerine, Uzun Hasan’a müracaat etmek zorunda kaldı. Askerî güç itibari ile iyi bir duruma gelmiş olan Uzun Hasan, Osmanlı aleyhine gelişebilecek böyle bir fırsatı değerlendirmek isteyerek, hemen harekete geçti. Uzun Hasan’ı Sivas hududunda yakalayan İshak Bey, Konya’ya gelerek Pir Ahmed ile diğer kardeşlerini buradan uzaklaştırdı. Karaman ülkesinde saltanat çekişmelerinin devam etmesi ve Dulkadir beyi Melik Arslan’ın Kayseri taraflarını yağmalayarak tahribatta bulunması dolayısıyla, Karaman ülkesi halkı Uzun Hasan’ı kurtarıcı olarak karşıladı. Karaman ülkesini terketmek zorunda kalan Pir Ahmed ve kardeşleri ise, Fâtih Sultan Mehmed’e iltica etmişlerdi.

Pir Ahmed bir kısım toprakları Osmanlılara terketmek şartı ile Osmanlı padişahından, devletinin başına geçmesi hususunda yardım istedi. Akrabalığı dolayısıyla, böyle bir yardıma razı görülen Fâtih, çok geçmeden İshak Bey’in elçisi Sarı Yakuboğlu Molla Şemseddin Ahmed Çelebi vasıtasıyla, kardeşlerine yardım etmediği takdirde Akşehir ve Beyşehir havalisinin Osmanlı devletine verileceği teklifi ile karşılaştı. Fâtih, Karaman’a gönderdiği Salur Çavuşoğlu Çavuşbaşı Ahmed ile, Çarşamba suyunu sınır tanıyan ve Yıldırım Bayezid zamanında imzalanan anlaşmanın kabulünü istedi. Ancak Uzun Hasan’a güvenen İshak Bey, padişahın teklifini reddetti. İshak Bey’e güvenemeyen ve onun Uzun Hasan’la ilişkilerini tehlikeli gören Fâtih Sultan Mehmed, Pir Ahmed’e “tabi ve alem” vererek onu Antalya sancak beyi Köse Hamza ile Karaman üzerine gönderdi. Pir Ahmed İshak Bey’i mağlup ettiği takdirde, Akşehir, Beyşehir, Ilgın ve Siklon hisarı ile Kayseri’yi Osmanlılara terkedecekti.

Pir Ahmed ile Köse Hamza Bey, İshak Bey’i Ermenak ve Dağpazarı savaşlarında mağlup ettiler. Uzun Hasan’ın tahrip ve yağmaları yüzünden, halkın itimadını bir daha kaybeden ve Silifke’ye çekilen İshak Bey (Haziran 1466), ailesini bu kalede bırakarak, hazinesi ile birlikte Uzun Hasan’ın yanına Diyarbakır’a gitti. Ancak çok zaman geçmeden, Eylül 1466’da burada vefat etti.

Karaman ülkesine tek başına hakim olan Pir Ahmed, atalarının siyasetini kısa zamanda ortaya koyarak Osmanlı devleti aleyhine bazı teşebbüslerde bulunmaya başladı. Muhtemel bir Memlûk seferi için Afyon’da bulunan Fâtih’in davetine gelmeyen Pir Ahmed, tâbiiyeti hilafına olarak, bir yandan Uzun Hasan ve Memlûk sultanı ile temaslarda bulunurken, bir yandan da Venediklilerle ittifak etmekte idi. Anadolu hadiselerini hassasiyetle takip eden padişah, Pir Ahmed’in müttefikleri ile birleşmesine fırsat vermeden üzerine yürüdü. Konya’yı kuşatan ve kısa zamanda burasını zapteden Fâtih, hemen arkasından müstahkem Gevale kalesini de ele geçirdi (1466). Larende’ye kaçan Pir Ahmed’in üzerine Mahmud Paşa sevkedildi. Larende’de meydana gelen savaşı kaybeden Pir Ahmed, Turgutoğullarının hakim bulunduğu Tarsus bölgesine ve Karataş’a çekildi. Mahmud Paşa, önlerine çıkan Turgutoğullarmı da temizleyerek Tarsus’a kadar indi.

Karaman ilini, bir vilayet heline getirerek oğlu şehzade Mustafa’ya veren Fâtih, ülkedeki sanayi erbabı ile sanatkarların İstanbul’a tehcirini emretti. Ancak Karamanlıların bir kısmını bırakan ve bir kısmını İstanbul’a sevkeden Mahmud Paşa, Rum Mehmed Paşa’nın telkinleri sonucu, rüşvet alarak zenginleri yerinde bıraktığı iddiasıyla, Afyon’da çadırı başına yıkılmak suretiyle vezir-i âzamlıktan azledildi.

Daha evvelki bahiste de görüldüğü gibi, Roma’ya giden İskender Bey, umduğu yardımı bulamadan Arnavutluk’a döndü (Nisan 1467). Kroya’yı kuşatmakta olan Balaban Bey’i ve ona yardıma gelen Türk kuvvetlerini bozguna uğratan İskender Bey, Balaban Bey’i şehid eyledi. Daha sonra da İlbasan kalesini muhasara etti.

Bu durum karşısında, Nisan 1467’de ikinci defa Arnavutluk seferine çıkan Fâtih Sultan Mehmed, İlbasan yakınından Arnavutluk’a girdi. Her ele geçirdiği kaleye asker yerleştirerek daimi garnizonlar kuran padişah, İskender’in kaçıp sığındığı Çorlu kalesini de yıktırdı. İşkodra üzerine asker sevkettiği gibi, kendisi de bizzat Draç surlarının önlerine vardı. Bu arada dağlara sığınmış olan Arnavutları birer birer toplayarak esir etti. Büzürşek adlı vadide rastladığı Arnavut kuvvetlerini tazyik eden padişah, tertiplenen bir gece baskınını, Anadolu askerleri vasıtasıyla defetti. Bu gece baskınında perişan olan Arnavutların pek azı kaçabildi. İskender Bey firar ederek Leş (Alessio) kasabasına sığınmıştı. Mahmud Paşa, Mati (Matia) ve Boyona (Boiana) nehirlerini aşarak, İşkodra şehrini yağmalayıp ateşe verdi. Aslında Fâtih’in bu seferi, Osmanlı-Venedik harbinin Arnavutluk’taki tatbikatı idi ki bu seferle Arnavutlar artık bir daha toparlanamayacak derecede tahrip olmuş ve insan gücünü iyice kaybetmişlerdi. Diğer taraftan Fâtih’in Arnavutluk’a girdiği sırada, Macarlarla Venedikliler de İskender Bey’e hiçbir yardım yapamamışlardı. Fâtih, doğuda ehemmiyet kesbetmeye başlayan Akkoyunlu-Karamanlı ittifakının tehlikeli sonucunu hesapladığı için, batıda fazla eylenmeyerek İstanbul’a döndü.

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Şu Sayfamız Çok Beğenildi
KPSS Anayasa Kartları Soru Cevap