Osmanlılarda Klasik Dönemde Ekonomik Yapı

22 Aralık 2013 tarihinde tarafından eklendi.

OSMANLI EKONOMİSİ

Bir ülke toplumunun hayat tarzı ve toplumsal değerleri, o ülkenin iktisadi sistemiyle yakından ilişkilidir.
Osmanlı Devleti’nin iktisadi anlayışının temelini örfler, gelenekler, İslamiyet ve fethedilen toprakların kültürleri oluşturmaktadır.
Osmanlı Devletinin İktisadi kurumlarının oluşmasında, daha önceki Türk – İslam Devletleri’nin kullandıkları, tımar, lonca, ihtisap, narh vb. kurumlar etkili olmuştur.

Osmanlı Klasik Dönem Ekonomisinin İlkeleri 

İaşecilik (Provizyonizm)

Toplum içinde metanın bol ve haliyle fiyatların düşük olması esasına dayanır. Bu nedenle Osmanlı Devleti üretime çok önem vermiştir. Üretim, tarımsal üretimin ağırlıkta olduğu köyler ve diğer geçim kaynaklarına sahip kasabalardan mürekkep kazalar ekseninde örgütlenmiştir. Kazaların ihtiyaçları tesis edildikten sonra artan ürün diğer kazalara ve İstanbul’a gönderilmektedir. Böyle bir mantık içinde ithalatın ihracata oranla daha önemli kabul edilmesi doğal karşılanmış
ve ithalat serbest bırakılmıştır. Provizyonizm özetle mevcut ihtiyaçları en iyi şekilde karşılama anlamına gelir. Bu durum Osmanlı Devleti’nde arz yönlü bir ekonomiyi öne çıkarmıştır.

Gelenekselcilik

Bu ilke, iktisadın, bireylerin, kurumların ve toplumun tamamının içinde anlamını bulduğu geleneğe göre işlemesidir. Bu bağlamda gelenek yalnızca geçmiş ile kaim olan değil yaşanmakta ve yaşanacak olandır. Devletin işlevi, öncesi olmayan bu durumu muhafaza etmektir. Toplum içinde dengesizliğe sebep olacak bir gelir dağılımını önlemek siyasal mekanizmanın
hem iktisadi hem de toplumsal bir vazifesidir.
Devlet dengenin korunmasında yalnız tüketimin değil, üretimin de kontrol altında tutulmasını amaçlıyordu. İhtiyaç duyulan miktarda ithalata izin veriyordu.

Fiskalizm

Fiskalizm, devletin iktisadi kararlar alırken bir yandan hazine gelirlerini yükseltme öte yandan da ulaştığı gelir seviyesinden düşmemek adına harcamaları kısma esasına dayanır. Gelirleri yükseltmek üretim araçlarının geliştirilmesi, ulaşımın kolaylaşması ve parasal ilişkilerin genişliğine bağımlıdır. Devletin ilk iki unsur hususunda yapacağı bir şey yoktur. Sonuncu
unsur ise para ile uğraşan bir sınıf ile ekonomi arasında bağımlı bir ilişki doğuracağından toplumsal dengeyi bozma ihtimali taşımaktadır.
Dolayısı ile istenilen bir durum olmaktan oldukça uzaktır. Devletin gelir seviyesini sabitleme arzusu harcamalar üzerindeki tavrını sertleştirecek ve vergi merkezli bir anlayışın yürürlükte olmasına sebep olacaktır.
Fakat bu durumun önüne iaşecilik ilkesi ile birlikte gelenekselci anlayış geçmeye çalışır.

BİLGİ NOTU:

Osmanlı Devleti ilk dönemlerinde toprağı Miri arazi olarak egemenliğinde tutmuştur. Çünkü tarımın ekonomideki ağırlığı ve ülke topraklarının hanedanına ait olması bunu gerekli kılmakta idi. Devlet toprakların işletme hakkını reaya ya (halk) bırakmıştır. Tarımsal teşkilatlanmayı tımar sistemiyle çözen Osmanlı Devleti; insan faktörü, ticaret ve sanayi gibi sektörlerle ekonominin kaynağını şekillendirmiştir.

1. Klasik Dönemde Ekonomik Yapı

Klasik Dönem Osmanlı Devleti’nin iktisadi yapılanması; merkez maliyesi, tımar sistemi ve Vakıf sistemi olmak üzere üç kısımda incelenmektedir.

a. Merkez Maliyesi

Merkez maliyesinin başında sadrazama karşı sorumlu başdefterdar bulunmakta idi.
Ülkede mali yargı ve hazine işleri Rumeli Defterdarı olan başdefterdar etrafında örgütlenmişti. Bu sistem merkezde hazinenin çeşitli gelir ve gider hesaplarının tutulduğu ve koordinasyonun sağlandığı bürolardan oluşmakta idi. Rumeli ve Anadolu eyaletlerinin dışında kalan diğer eyaletlerde baş defterdara bağlı taşra defterdarlıkları bulunmaktaydı.

BİLGİ NOTU:

Merkez maliyesi daire ve bürolarında çalışan memurlar maaşlarını hazineden almayıp, geçimlerini kayıt ve tescillerden tahsil ettikleri vergi ve harçlardan karşılamakta idiler.

Osmanlı Devleti’nin diğer devletlerde olduğu gibi en önemli gelir kaynağı halktan alınan vergilerdi. Devlet bir taraftan İslam hukukunun gereği şer’i vergiler toplarken diğer taraftan geleneklere dayanılarak konmuş örfi vergilerde toplamaya devam etmiştir.

b. Tımar Sistemi

Büyük ölçüde tarıma dayalı olan Osmanlı ekonomisi tımar sistemiyle teşkilatlandırılmıştı.
Osmanlı Devleti’nde askerlere ve devlet görevlilerine, vergi kaynakları ile birlikte belirli bölgeleri bir tür maaş olarak verme usulüne tımar sistemi denirdi. Bu sistem Selçuklulardaki İkta sisteminin devamı niteliğindedir.
Osmanlı Devleti’nde geliri görevlilere verilen bölgelere dirlik denmektedir. Dirlikler, gelirlerine göre üç kısma ayrılmaktadır.

1. Has: Yıllık geliri 100.000 akçeden fazla olan topraklar.
2. Zeamet: Yıllık geliri 20.000 akçe ile 100.000 akçe arasında olan topraklar.
3. Tımar: Yıllık geliri 20.000 akçeye kadar olan topraklardır. Tımar, “Sipahi” denen eyalet askerlerine verilmekte idi.

Tımar Sisteminde Sipahi Reaya İlişkisi

Tımar toprakları devlet mülkü sayıldığından dolayı miras bırakılması, bağışlanması ve vakfedilmesi yasaktı. Bununla birlikte toprak sipahinin ve köylünün elinden keyfi olarak alınamazdı.

Devlet Sipahi – reaya ilişkilerini kanunla düzenlemişti. Tımar sisteminin temel ilkesi üretimin sürekliliğiydi. Bu nedenle sipahi ve reaya arasında karşılıklı sorumluluklar ön plandaydı.

Sipahi’nin Görev ve Sorumlulukları: 

– Köylünün güvenliğini sağlamak
– Köylünün vergilerini rahatça ödemelerini sağlamak
– Toprağı terk eden köylüleri kadının emri gereğince toprağa dönmeye zorlamak
– Toprağını terk eden ve geri dönmeyen köylüden çift bozan vergisi tahsil etmek
– Köylünün tarım ihtiyaçlarını temin etmek
– Toprağını bir başkasına devreden köylünün üzerinden toprak tapusunun alınarak yeni sahibine toprak tapusunun verilmesini sağlamak

BİLGİ NOTU:

Sipahilerin geniş yetkileri olmakla birlikte reaya üzerinde egemenlik hakları yoktur. Suç teşkil eden bir olay karşısında ceza
verme yetkileri yoktur. Bu yetki Kadı’ya aittir. Kurallara uymayan Sipahi’nin tımarı elinden alınırdı.

Toprağı kullanan köylünün vazife ve sorumlulukları:
– Nedensiz olarak toprağını terketmemek
– Toprağına üç yıl üst üste boş bırakmamak,
– Ödemek zorunda olduğu vergiyi sipahiye ödemek,
– Bulunduğu köyde Sipahi’nin evini, ambarını yapmak,
– Elde edilen mahsülünü bir günlük mesafeye kadar olan pazarlara taşımak.
– Sipahi’nin çayırını biçmek

BİLGİ NOTU: 

1527 – 1528 yılında 70 – 80 bin kişilik Cebelu denilen silahlı ve zırhlı askerlere karşılık Kapıkulu Ocakları’nda asker mevcudu 27 bin civarındadır. XVII. yüzyılın sonlarında ise devletin nakdi gelirleri 600 milyon akçeyi geçmişti.
Tımar gelirleri toplam gelirin % 40 civarındaydı.

c. Vakıf Sistemi

Osmanlı Devleti’de Türk – İslam Devletleri’nde olduğu gibi, servet ve mülkiyetin toplumun tüm katmanlarına eşit olarak paylaştırılarak, ihtiyaçlarının karşılanması amaçlanmıştır.
Bu amaca ulaşmak için Osmanlı Devleti vakıflardan istifade yoluna gitmiştir. Vakıflar, toplumsal dayanışma ve sosyal refahı artırmak için bir çok yatırım yapmışlardır.

Vakıfların faaliyetleri: 

Vakıflarda biriken paralar geri ödeme şartıyla tüccarlara kredi olarak verilmiş ve bu durum  ticarî hayatı canlandırmıştır.
Mahalleler maddi sıkıntıya düştüğünde desteklenmiş.
Ulaşım için gerekli olan han, kervansaray ve yolların yapımı ve işletilmesi gerçekleştirilmiştir.
Özellikle devletin kuruluş döneminde fethedilen yerlerin Türkleşmesi için yapılan iskân faaliyetlerinde,
Hayır amaçlı kurumlar finanse edilerek korunmuştur.
Köy, kasaba ve şehirlerin sosyal ve kültürel ihtiyaçlarının karşılanmasında, kullanılmıştır.
Sağlık, eğitim ve öğretim faaliyetlerinin yapılmasında, etkili olmuştur.
Şehir duvarları ve kaleler inşa edilerek savunma çabalarına katkıda bulunulmuş.
Vakıflarda toplanan avarız akçesi ile ortak giderin karşılanmasında devlet vakıflardan yararlanmıştır.
Vakıflar sayesinde devlet birçok eğitim kurumları açarak çok değerli bilim adamlarının yetişmesini sağlamıştır.
Vakıflar sayesinde binlerce ciltlik kütüphaneler kurulmuş ve halkın kültürel seviyesi artmış, kurulan imarethaneler (aşevi) ile binlerce yoksul insan karnını doyurmuş ve devlet halkına olan vazifelerini (sosyal devlet anlayışı) yerine getirmiştir;

Vakıflar yaptıkları faaliyetler karşılığında vergi vermemişlerdir. Gelirleri ise;

– Nakit para bağışı,
– Kira getiren bir gayrimenkulun bağışlanması,
– Bağışlanan herhangi bir varlığın satılarak nakite dönüştürülmesi,
– Vakfedilen arazilerin ekilerek elde edilen ürünlerin geliri gibi farklı yollardan gelir elde edilmekteydi.

Klasik Dönemde Ekonomik Yapı

Tablolarda görüldüğü gibi vakıf gelirlerinin hem merkez bütçede payı azımsanmayacak kadar önemli hem de vakıfların ekonomideki işlerini göstermesi bakımından önemlidir.

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Şu Sayfamız Çok Beğenildi
KPSS Anayasa Kartları Soru Cevap