Musa Çelebi-Emir Süleyman Mücadelesi

6 Nisan 2014 tarihinde tarafından eklendi.

Musa Çelebi-Emir Süleyman Mücadelesi

Babası ile birlikte Timur’a esir düşen şehzade Musa, babasının vefatından sonra, Timur’un emri ile na’şını Bursa’ya nakletmekle vazifelendirilmiş idi. Bir süre Bursa’da kalan Çelebi Musa, Balıkesir taraflarına hakim olan İsa Çelebi tarafından şehirden tardedilmiş ve rivayete göre, önce Germiyanoğlu’nun yanına, daha sonra da Karamanoğlu Mehmed Bey’in ülkesine gitmiş idi.

Karamanoğlu ile Çelebi Mehmed’in ittifakından sonra Amasya’ya gelen Musa Çelebi, küçük kardeşinin yardımı ile Emir Süleyman’a karşı siyaset sahnesine çıkmak istedi. Çelebi Sultan Mehmed de kendisine her bakımdan destek va’dediyordu.

Sinop üzerinden Rumeli’ye geçmek için Candaroğlu İsfendiyar Bey’in yanına varan Musa Çelebi, İsfendiyar Bey’in Osmanoğullarına olan düşmanlığı dolayısıyla, niyetini açıklamayarak, birkaç gün Kastamonu’da kaldıktan sonra tekrar Karaman’a döndü. Çelebi Mehmed, Emir Süleyman’a karşı Rumeli’de harekete geçirmek istediği Musa Çelebi’nin muvaffakiyeti için Candaroğlu ve Eflak beyi Mirçae Cel Batran ile müzakerelere girişti. Nihayet Eflak voyvodasının Candaroğlu ile anlaşması sonucu Karaman’a gelen Mirçae’nin elçisi Musa Çelebi’ye teminat verdi. Musa Çelebi, yeniden Kastamonu’ya İsfendiyaroğlu’nun yanına gitti ve Temmuz 1409’da Sinop’tan gemilerle Eflak yakasına geçti. Eflak voyvodası Mirçae tarafından kalabalık bir maiyyetle karşılanan Musa Çelebi, onun kızı ile de evlendi.

Daha sonra, Eflak voyvodasının akrabası Dan’ın kumandasındaki bir kuvveti de yardımına alarak Osmanlı toprakları sayılan araziye dahil olan Musa Çelebi’ye yerli ahali ile birlikte Stefan Lazaraviç’in yeğeni Vuk da iltihak etti. Hemen arkasından Batı Bulgar Boyarları da Musa Çelebi saflarında yer aldılar. Bu arada, Emir Süleyman’ın sürekli zevk ve safa aleminde bulunmasından incinen bazı serhat beyleri de, Çelebi Musa tarafını iltizam eylediler. Böylece bir hayli kuvvet kazanmış olan Musa Çelebi, harekete geçerek, 10 Şubat 1410 tarihinde, Eflak ve Sırp kuvvetlerinin de desteği ile, Yanbolu’da Rumeli beylerbeyisini mağlup etti. O sırada Anadolu’da bulunan Emir Süleyman, keyfiyeti haber alınca, acele Edirne’ye geldi. Yanısıra Aydınoğlu Cüneyd Beyi de getirmiş idi. Cüneyd Bey, Musa Çelebi’nin hareketlerini gözlemesi için Ohri sancak beyliğine tayin eyledi. Mirçae’yi Musa Çelebi’den ayırmak için bütün gayretini sarfetti ise de muvaffak olamadı. Ancak kardeşine karşı mücadelesinde Bizans’ın yardımını temin eyledi.

Musa Çelebi, İstanbul taraflarına varmış olan Emir Süleyman üzerine hareket etti. İki kardeş bir rivayete göre Çatalca’da, diğer bir rivayete göre de, İstanbul halicinde Hasköy yakınlarında karşı karşıya geldiler. Bizans imparatoru Manuel’in desteği ile Musa Çelebi’ye karşı koyan Emir Süleyman, Vılkoğlu’nun da kuvvetleri ile kendisine iltihak etmesi üzerine galip geldi. Bu arada Musa Çelebi’nin yanında bulunan Rumeli serdarları ile timarlı sipahiler Musa Çelebi’yi terkeylediler (15 Haziran 1410). Musa Çelebi, yanında kalan adamları ile Eflak’a çekildi.

Musa Çelebi’nin bir daha karşısına çıkacağına ihtimal vermeyen Emir Süleyman, onu takip etmeyerek, alıştığı eğlence ve zevk alemine devam etti. Musa Çelebi de, bir süre ortalarda görünmedi. Nihayet, Emir Süleyman’ın gaflet içinde eğlenceye daldığı bir sırada harekete geçti. 6 Temmuz 1410’da Filibe taraflarında, daha önce elde etmiş olduğu Mihaloğlu Mehmed Bey ile birlikte, Emir Süleyman’a bağlı olan Vuk’u mağlup etti. 11 Temmuz 1410 tarihinde de, Stefan’ın oğlu Lazar’ı yenilgiye uğratan Musa Çelebi, Edirne üzerine yürüdü.

Emir Süleyman, Musa Çelebi’nin Edirne’ye yaklaştığını bir hamamda içki aleminde iken haber veren kişiyi önce falaka ile cezalandırdı, arkasından da katletti. Bu arada Emir Süleyman’ın askerleri Musa Çelebi’nin karşısına çıkarak savaşa tutuşmuşlardı. Beyler bir araya gelerek, Emir Süleyman’ı askerin basma davet için Evrenos Gazi’yi görevlendirdiler. Padişahın huzuruna giren Evrenos Gazi, “Böyle haman halvetinde iyş u nûş ile alemin ahvalini unutma zamanı değildir. Kardeşin şehrin civarına gelmiş.” dedi. Emir Süleyman, “Hacı Lala, Allah Teâlâ hakkı için el sözüyle bana korku ve dehşet vermeyiniz. Musa gibi, tabancamız altında bir boyun oğlanının iş göreceğini zannetme!” diye cevap verdi. Üzgün bir şekilde dışarı çıkan Evrenos Gazi, kumandanlara keyfiyeti olduğu gibi nakletti. Bu defa içeriye yeniçeri ağası Hasan Ağa’yı gönderdiler. Hasan Ağa, içeri girerek “Şarap içip çıplak duracak zaman değildir. Düşman geldi çattı. Atlanınız, gafil olmayınız!” dedi. Ancak Emir Süleyman, bu sözlerden hiddete gelerek Hasan Ağa’yı tahkir etti. Hasan Ağa, perişan bir vaziyette dışarı çıkıp, bekleyen kumandanlara, “Bu, nefs-i emmâresine uymuş ve avare olmuş gafilden ümidinizi kesiniz. Biz buna canımızı feda ettikçe o bize ihanetler ediyor. Irzımızı yıkarak, böyle siyaset yapılmaz. Ben şimdi Musa Çelebi’nin yanına gidiyorum. Bundan böyle, böyle bir gafile hizmet etmekten vazgeçtim. Beni isteyenler gelsin!” dedi.

Ağalarını bu halde gören yeniçeriler hemen arkasına düşerek Musa Çelebi’nin itaatine girdiler. Nihayet diğer kumandanlar da aynı şekilde Musa Çelebi tarafına geçtiler. Emir Süleyman’ın yanında sadece Karaca Bey, Kara Mukbil Bey ve Oruç Bey kaldı.

Emir Süleyman, askerin ve kumandanların bütünüyle Musa Çelebi tarafına geçtiğini görünce, aklı başına gelerek, yanında bulunan bey ve hademeler ile hemen sarayına vardı.

Diğer taraftan Musa Çelebi, Edirne şehrine hiçbir mukavemet görmeden girerek hamamın bulunduğu mahalleye doğru ilerledi. Oraya varıp Emir Süleyman’ın sarayına geçtiğini öğrenince, saraya yöneldi. Emir Süleyman sarayın bütün kapılarını kapattırmış idi. Hademeler ve saray hizmetlileri can korkusu ile savunmaya başladılar. Akşama kadar süren savaş karanlıkta kesildi. Emir Süleyman, vaziyetin ciddiyetini idrak ederek, Karaca Bey ile Kara Mukbil’i, bazı hademeleri ile birlikte yanına alıp karanlıktan istifade ile, sarayın gizli bir kapısından dışarı çıktı ve hızla İstanbul tarafına hareket eyledi. Şehrin haricinde rastgeldikleri bir Türkmen’den kendilerine yol göstemesini istediler. Bunların kimliğini anlayan ve hadiselerden haberdar olan Türkmen, kendilerini Düğüncüler (Düğüncüili) adındaki bir köye getirdi ve köy halkının yardımı ile Emir Süleyman’la yanındakileri tutuklamak istedi. Çıkan çatışmada Kara Mukbil öldürülüp Karaca Bey de yaralandı. Atı ok ile vurulan Emir Süleyman da yakalanıp bağlandı (Şubat 1411).

Keyfiyet hemen Musa Çelebi’ye haber verildi. Musa Çelebi, Koyun Musası adlı adamını, bir askerî birlik ile Düğüncüler köyüne gönderdi. Emir Süleyman bir ağaç altında boğularak idam edildi. Rivayete göre, Musa Çelebi, bir süre sonra, “Sizler benim kardeşimin katillerisiniz!” diyerek, Düğüncüili köyü halkını cezalandırmıştır.

Emir Süleyman’ın na’şı Bursa’ya gönderilerek, Murad Hüdavendigâr’ın Çekirge’deki türbesi yanına defnolunmuştur. Şair tabiatlı, ince ruhlu, ilim ve sanat erbabının koruyucusu olan Emir Süleyman, yukarıda da çeşitli defalar zikredildiği gibi, zevk ve safaya son derece düşkün idi. Babasının azim ve kudreti kendisinde hiç yoktu. Yanında Çandarlızade Ali Paşa gibi tedbirli ve işbilir bir vezirin bulunmasına rağmen, Osmanlı İmparatorluğu’nu bir birlik altında toplayamamıştır. Buna mukabil, ilim ve sanat adamlarını Edirne’ye celbederek, burada edebî ve ilmî bir atmosfer meydana getirmiştir. Nitekim Ahmedî’nin Iskendernâme adlı eseri bu devrede yazılmış ve kendi adına takdim olunmuştur. 

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Şu Sayfamız Çok Beğenildi
Çağdaş Dünya Tarihi Soru Cevap