Osman Döneminde Mimari

27 Aralık 2013 tarihinde tarafından eklendi.

Giriş

Osmanlı Devleti, kuruluşundan itibaren sanatsal ve kültürel faaliyetlerle yakından ilgilenmiş Selçuklular ve Beylikler Dönemi’nden devraldığı sanat anlayışını İran ve Bizans sanatının etkisiyle, kendine has bir üslup oluşturarak dünya sanat tarihinde kendisine önemli bir yer edinmiştir.
Osmanlı sanatı, genel olarak mimari, süsleme ve el sanatları (halı, kilim, minyatür, çini, hat vb) çerçevesinde incelenebilir.

Mimari

Osmanlı sanatı, daha çok mimari alanda kendini gösterdi. Osmanlı mimarisi, değişik dönemlerde farklı üsluplarla ön plana çıktı. Kendi içerisinde; erken, klasik ve geç dönem olarak sınıflandırılan Osmanlı mimarisi dini ve sivil mimari olmak üzere iki kısımda incelenmektedir:

a) Dini Mimari

İlk dönem (Erken) Osmanlı sanatı, büyük ölçüde Anadolu Selçuklu mimarisinin etkisinde kalmıştır. Bu dönem eserleri (cami, medrese, türbe) Bursa, İznik, Edirne ve İstanbul’da yoğunluk kazanmıştır.

Camiler

Bu dönemde yapılan Osmanlı camileri, dış kitle ve iç mekan özelliklerine göre: dört bölümde incelenmektedir.

– Tek Kubbeli Camiler (Hacı Özbek Camii, İznik Yeşil Camii)
– Ters T Planlı Camiler (Hüdavendigar Camii, Yıldırım Camii)
– Çok Kubbeli Camiler (Bursa Ulu Camii, Edirne Eski Camii)
– Merkezi Kubbeli Camiler (Edirne Üç Şerefeli Camii,)

NOT :

Edirne Üç Şerefeli Cami’den sonra yapılan camiler, “Erken Dönemden Klasik Dönem”e geçişi sağlayan yapılardır.

Klasik Dönem Osmanlı mimarisi, İstanbul’un fethiyle başladı. Devlet, her alanda ulaştığı başarıları sanata da yansıttı.
İstanbul Bayezit Camii ile ilk kez merkezi kubbeli camilere yarım kubbe eklemek suretiyle geniş alan oluşturma süreci başladı.
Osmanlı Devleti’nde büyük külliyeler dönemi olarak da adlandırılan klasik dönemde şehirlerin mimari yapılanması külliyeler etrafında gelişti.

Osmanlıda Mimari

NOT :

Klasik Dönemde Edirne, İstanbul ve Amasya’da yapılan külliyeler, şehirlerin Osmanlı kimliği kazanmasında önemli rol üstlenmişlerdir.

TANIYALIM

İstanbul Süleymaniye Külliyesi Camii: Eser, 1550 – 1557 yılları arasında yapılmıştır. Türkmimarîsinin en güzel anıtlarından birisi olarak kabul edilir. Mimar Sinan, bunu “kalfalık eserim” ifadesiyle tanımlar.
Mimar Sinan, altmış yaşında inşa ettiği bu şaheserde ilk kez iki yarım kubbeli plâna dönmüştür. Bunu yaparken, Ayasofya ve Bayezit Camileri’ni incelediği, bunları değerlendirdiği açıktır.
Süleymaniye Külliyesi, camii çevresinde bulunan 18 ayrı yapıdan oluşmuştur. Külliyenin merkezinde yer alan caminin 26,50m çapında ve 53m yüksekliğindeki kubbesi, Ayasofya’nın kubbesinden sonra en büyük kubbe durumundadır. Dört ağır sütun üzerine oturtularak, giriş ve kıble tarafında, iki yarım kubbeyle desteklenmiştir.
Yarım kubbeler ise, ikişer çeyrek kubbe ile genişletilmiştir. Yan nefler, beşer kubbeyle örtülerek birbirine eşit kubbelerin yerine bir büyük bir küçük kubbe düzeni getirilmiş, böylece değişik bir uyum sağlanmıştır. Mihrap duvarında çini süslemeler bulunur. Renkli camlı alçı pencereler, çiçek resimleriyle, zarif nakışlarla süslenmiştir. Caminin anılan büyük kubbesinin oturtulduğu sütunlar, granit malzemeden yapılmıştır. Yapıda minber, mihrap ve hünkâr mahfelleri de ileri bir sanat anlayışının ürünleridir. Beyaz mermerden yapılmış mihrabın iki tarafında altın kaplamalı büyük şamdanlar bulunur.

Külliye Cami: kervansaray, aşevi, Hastane İhtisas Medresesi, medrese, türbe gibi yapılardan oluşmaktadır.
Edirne Selimiye Külliyesi Camii: Mimar Sinan, Süleymaniye’nin ardından, küçük büyük çok sayıda eser ortaya koymuştur. Sensen yaşındayken bu şaheseri gerçekleştirmiştir. Eseri 1569 – 1574 yılları arasında, beş yılda tamamlamıştır. O, bunu “ustalık eserim” ifadesiyle tanımlar. Sultan II. Selim’in isteği üzerine yaptığı bu eser, Ayasofya’yı gölgede bırakacak kadar görkemlidir.
Cami, Edirne’nin en yüksek noktasında, Yıldırım Bayezit’in yaptırdığı bir sarayın kalıntıları üzerine inşa edilmiştir. Bu nedenle onu “Ustalık eseri” kabul etmiştir. O, koskoca camiyi bir tek kubbeyle örtmeyi başarmıştır.
31.50 m. çapındaki büyük kubbe, sekizer köşeli sekiz fil ayağının taşıdığı bir kasnak üzerine oturtulmuştur. Bu kasnak, fil ayaklarına kemerle bağlanmıştır. Kubbe, zeminden kaidesi dahil 43,28 m yüksekliktedir. Caminin dört minaresi vardır. Bunlar kubbeye yakındır. Esere estetik bir görünüm verirler. Mimar Sinan’ın minareleri düzenleyiş biçimi, günümüz mimarîsinin (organik mimarlık) özelliğini hatırlatır. Caminin minberi, yekpare taştandır. Hayli ince ve zarif bir görünüme sahiptir. Minberin arkası, külah kısmı ve alt kat pencerelerinin alınlıkları çini dekorla bezelidir. Mihrap duvarında bulunan büyük çini panoların kompozisyonları ve renkleri de son derece güzeldir. Üst kenarında, lacivert üzerine, iri beyaz harflerle ayetler yazılıdır. Sol köşede, dört sütun üzerine dayanan hünkâr mahfili de İznik çinileriyle süslenmiştir. Mahfilin altında bir fıskiye, mermer direklerinden birinin iç yüzünde ters lâle şekli işlenmiştir. Yine mahfilin altındaki tavanda görülen kalem işleri de asıl özelliğini korumaktadır. Caminin çok özenle yapılmış revaklı ve şadırvanlı bir avlusu vardır.

BİR AYRINTI

Osmanlı Devleti Klasik Dönem mimarisinde ilerlerken Avrupa’da Rönesans mimarisi görülmektedir. Rönesans mimarisinde dini mimari olarak bilinen kilise, katedrallerin yanında saray, köşk ve ev mimariside görülmektedir. Bu dönemde Gotik mimari tarzının özelliği olan sivri kemerin yerini yuvarlak kemerler almaya başlamış, mimari tarzda uyumluluk ve süsleme ön plana çıkmıştır.

Osmanlı Devleti’nde başlangıçtan beri geniş mekân oluşturma çabası (Merkezi planın genişletilerek alanın üzerinin tek kubbeyle örtülmesi) Mimar Sinan’la başarıya ulaşmıştır. Mimar Sinan eserlerinde dönemin teknolojisinin yanı sıra, statik fizik, matematik vb. bilimlerden yararlanmıştır. Mimar Sinan’dan sonra tek kubbeli cami yapımı devam etti.
Şehzade ve Süleymaniye Camii’nde olduğu gibi destekleyici yarım kubbe kullanıldı. Bu türün en önemli örnekleri ise Yeni Cami ve Sultan Ahmet Camiidir.

XVIII. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin Batı ile etkileşimi mimari alanda da kendini hissettirdi. Bu etkileşim sonucunda “Geç Dönem Osmanlı Mimarisi” tarzı oluştu.

Avrupa etkisinde gelişen Osmanlı sanatı farklı izler ve özellikler taşıyan şu dönemlere ayrılır.

Osmanlıda Mimari

– Medreseler

Osmanlı Devleti’nde erken dönem medreselerinde Türkiye Selçukluları ve Beylikler Dönemi etkisi devam etmiştir. Genellikle kubbeli büyük bir dersanenin önünde açık avlu ve etrafı kubbelerle örtülü öğrenci odalarının oluşturduğu mimari tarz uygulanmıştır.
Klasik dönem medreseleri daha çok bir külliye içinde yer almaktaydı.

– Anıt Mezar Mimarisi

Osmanlı Devleti’nde ilk dönemlerde türbeler kare planlı ve sade yapılırken ilerleyen dönemlerde çokgen gövdeli olarak yapılmıştır. Süslemelere önem verilerek kubbe kasnağında ve gövdede açılan pencerelerle aydınlık artırılmıştır.

İznik’te XIV. yüzyılın ilk yarısında yapılan Kırgızlar Türbesi ve Bursa’da XV. yüzyılın ilk çeyreğinde yapılan türbe bu çeşitliliği göstermektedir.
Mimar Sinan’la birlikte türbe mimarisine de yeni eklemeler yapılmış, önü revakla örtülü türbeler görülmeye başlamıştır.

NOT :

II. Mahmut Türbesi, iç süslemeleri ve dış yapı özellikleriyle Geç Osmanlı mimarisinde Türk Ampir usülünü yansıtan en önemli örnektir.

b) Sivil Mimari

Osmanlı Devleti; dini mimarinin gelişmesine paralel olarak sivil mimariye de önem verdi. Özellikle İznik, Bursa, Edirne, İstanbul, Amasya başta olmak üzere fethedilen bölgelerde saray, köşk, kervansaray, han, çarşı, sebil (çeşme) hamam ve su kemerleri inşa etti.
İlk Osmanlı sarayları Bursa ve Edirne’de inşa edilmiştir.
Osmanlı mimarisinin Fatih’ten başlayarak, bütün dönemlerini kapsayan, Osmanlı çini ve süsleme sanatının da en zengin koleksiyonlarını bünyesinde toplayan eser şüphesiz Topkapı Sarayı’dır. Fatih Dönemi’nde yapılan bu saraya farklı dönemlerde yeni eklemeler yapılmıştır.

Osmanlı Devleti’nde ilk defa Dolmabahçe Sarayı Avrupa sarayları örnek alınarak yapıldı.
Geç Dönem Osmanlı mimarisinin Seçmeci (eklektik) Üslubu’na örnek olan Dolmabahçe Sarayı’nın planında Türk ve Batı anlayışı birlikte uygulandı. Sarayın süslemelerinde barok, rokoko ve ampir üslubu kullanılmıştır.

NOT :

Dolmabahçe Sarayı, XIX. yüzyılın ortalarında Sultan Abdulmecit tarafından Hacı Emin Paşa, Serkis Balyan ve Nikogos Balyan isimli mimarlara yaptırılmıştır.

Osmanlı Devleti’nde Geç Dönem Saray mimarisinin en güzel örneklerinden birisi de Doğubeyazıt’taki İshak Paşa Sarayı’dır.
Osmanlı Devleti’nin ilk ısıtma sistemine sahip olan  İshak Paşa Sarayı’nda Türkiye Selçuklu sanatının etkisi görülmektedir. Beyaz renkte yontma taştan yapılan ve bitki motifleriyle süslenen yapı, cami, medrese, divan, harem, askeri koğuşlar, cephanelik, fırın, hamam ve iş atölyeleri gibi bölümlerden oluşmaktadır.

Geleneksel Türk Evi Mimarisi

Türklerin tarih boyunca kazandıkları mimari tecrübeler geleneksel “Türk evi”ni ortaya çıkarmıştır. Türklerdeki “Türk evi” geleneği Osmanlı Devleti’nin hüküm sürdüğü Balkanlardan Kırım’a, Irak, Mısır ve Sudan’a kadar yayılmıştır.

Osmanlı ev mimarisi konaklarda ve normal evlerde aynı plan çerçevesinde gelişmesine rağmen XIX. yüzyıldaki Sanayi İnkılabı’nın toplum hayatında meydana getirdiği değişim Türk evini de olumsuz yönde etkilemiştir.

TÜRK EVİ

Türk toplumunda ev mimarisinde ana tip cumbalı iki veya üç katlı yapılardır. Evlerin temel duvarları taştan, diğer kısımları ahşaptan yapılarak dıştan sıvanmıştır.
Evler üç bölümden oluşmaktadır. Çok amaçlı kullanılan bahçede tandır, kuyu, çeşme, havuz ve ocak gibi kısımlar mevcuttur. Evin sokakla bağlantısı bahçe veya avlu ile sağlanır.
Bu durumun temel nedeni, evin mahremiyetidir. Zemin kat ahır, kiler ve büyük evlerde hizmetkâr odasından oluşmaktadır. Evin servis alanı olarakta kullanılan bu mekân yaygın olarak mutfak olarakta kullanılmaktadır. Üst kat ise yaşam alanı olarak ayrılmıştır. Üç oda, mutfak, tuvalet banyo gibi servis alanları vardır. Bu kat pencelerle dış dünyaya açılır zemine göre daha gösterişlidir. Bütün mekanlar ahşap kaplıdır. Evlerin çatıları çinko veya kiremit kaplıdır.

– Kervansaray Mimarisi

Karahanlılarla birlikte Türk – İslam Devletleri’nde yerini alan kervansaray mimarisi Osmanlı Devleti’nde gelişerek devam etmiştir. Savunma ve ticari amaçla yapılan bu yapılar genellikle ticaret yolları üzeinde ve külliyeler içinde hanlar olarak yapılmıştır. Malzeme olarak tuğla ve kesme taş kullanılan kervansaraylarda Türkiye Selçuklu mimarisi devam etmiştir. Osmanlı Devleti’nde hanlar iki katlı yapılmıştır. Alt katlar depo ve ahırlar, üst katlar ise konaklama olarak kullanılmıştır.
Bu hanlar aynı zamanda haberleşme ve alışveriş ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde düzenlendiği görülmektedir. Bu hanların işlevini bugün büyük alışveriş merkezleri ve yollar üzerindeki konaklama ve dinlenme tesisleri almıştır.

– Bedestenler

Ticarete önem veren Osmanlı Devleti, şehir hayatında malların korunduğu ve ticaretin yapıldığı bedestenler inşa etmiştir. Bedestenlerin mimari planı, etrafları dükkanlarla çevrili olup taştan yapılmış yapılardır. Yapıların dört yanı demir kapılarla çevrilidir. Yıldırım Bayezit tarafından yaptırılan Bursa Bedesteni, Çelebi Mehmet tarafından yaptırılan Edirne Bedesteni II. Bayezit tarafından yapılan Amasya Bedesteni en önemli örnekler arasındadır.

Çeşmeler

Halkın su ihtiyacını karşılamak için gerek devlet, gerekse bireyler tarafından yaptırılan eserlerdir. Çeşmelerin mimarisinin alanı küçük, sanat değeri büyük eserlerdir. Çeşmelerde mermer malzeme kullanılmış olup üzerleri tarihe ilişkin mısralarla, ayetlerle, kasidelerle, geometrik ve bitkisel süslemelerle şekillendirilmiştir. En önemli çeşmeler Sultanahmet Çeşmesi (III. Ahmet), Tophane Çeşmesi (I. Mahmut), İshak Ağa Çeşmesi (I. Mahmut) ve Bereket – Zâde Çeşmesi (I. Mahmut) dir.

– Sebiller

Kent içinde, yollar üzerinde, çarşılarda genellikle de camilerin yanında, gelip geçen insanlara su içmeleri amacıyla yapılan eserlerdir. Sebiller genellikle yuvarlak plan üzerine, üzeri kubbeyle örtülerek inşa edilmiş yapılardır.
En önemli sebiller Gazanfer Ağa Sebili, Mimar Sinan Türbesi Sebili ve Nakşıdil Valide Sultan Sebili’dir.

ÜÇ KITADA OSMANLI DEVLETİ

Osmanlı Devleti, üç kıtada hüküm sürmüş büyük bir devletti. Egemenlik kurduğu bu geniş coğrafyada yalnız siyasi açıdan etkili olmamış aynı zamanda fethedilen bölgeleri kültürel açıdan da ileri bir seviyeye taşımıştır. Osmanlı Devleti’nin hüküm sürdüğü coğrafyalarda günümüze kadar birçok eser ulaşmıştır.
Osmanlı Devleti’nden arkada kalan aşağıdaki görselde örneklerden bir kısmını inceleyelim.

Osmanlıda Mimari

osmanlıda mimari

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz

Şu Sayfamız Çok Beğenildi
KPSS Tarih Kısa Cevaplı Soru ve Cevapları