Osmanlı Ekonomisinde Bağımlılık ve Büyüme

23 Aralık 2013 tarihinde tarafından eklendi.

OSMANLI EKONOMİSİNDE BÜYÜME DÖNEMİ

Osmanlı Devleti 19. yüzyılda girdiği birçok savaşı kaybetmiş ve önemli ölçüde toprak kaybı yaşamıştır. Devlet dışarıda toprak kaybı yaşarken, demografik (nüfus) yapısında önemli değişiklikler olmuştur. Çünkü kaybedilen topraklardaki Türk ve Müslüman halk Anadolu’ya göç etmiştir. Bu durum devletin sosyal ve ekonomik yapısında da değişime neden olmuştur.
Ayrıca Osmanlı ülkesindeki yaşam koşullarının iyileşmesi ve göçler nüfus artışını hızlandırmıştır.
Özellikle batıdaki şehirler, yol güzergâhları ve liman kentleri önemli ölçüde göç alan yerler olmuştur.

TÜKETİM

Osmanlı Devleti, özellikle Tanzimat’la birlikte hızlı bir Batılılaşma sürecine girmiştir. Bu dönemde tüketim alışkanlıkları ve giyimde de Batı tesiri ön plâna çıkmıştır.
Modern giyim, ilk zamanlar zengin sınıf arasında görülmüş ve zamanla halk arasında da yayılmıştır.
Değişim sadece giyimle sınırlı kalmamış, eğlence yerleri, tüketim yerleri hitap şekilleri dahi modern hâle dönüşmüştür.
Bütün bu değişimlerin halk arasında çabuk yayılmasının en önemli nedeni basın ve reklamın günlük hayata girmesidir.
Osmanlı Devleti, bu yüzyılda (19.yüzyıl) kendine has bedesten (kapalıçarşı) ve pazar yerleri yerine birçok eşyanın aynı yerde satılabildiği büyük alışveriş merkezleri ile tanınmıştır.
Bu büyük alışveriş merkezlerinde ticaret yapan tâcir ve bankalar sınıfı Batı yaşam tarzının sembolleri olmuştur.

TİCARET

Osmanlı Devleti, kurulduğu bölgenin konumu itibariyle ticaret yollarına yakın veya bu yolların üzerindeydi. Özellikle İpek ve Baharat Ticaret Yolları’nın Osmanlı Devleti’nin eline geçmesiyle ekonomide bahar dönemi yaşanmıştır. Bunu gösterir kanıtlarda mevcuttur.
Meselâ Yavuz Sultan Selim Döneminde insanların zekâtlarını vermek için fakir araması, sadaka taşlarına bırakılan paralara bazen bir hafta kimsenin dokunmaması veya hazinenin altınla dolu olması, verilebilecek bazı örneklerdir.
Osmanlı ticaretine ilk ciddi zararı veren olay Coğrafi Keşifler’dir. Zira Coğrafi Keşifler’le ticaret yolları yer değiştirmiş ve Osmanlının elinde tuttuğu Akdeniz ve Karadeniz Ticaret Yolları eski önemini kaybetmiştir.
Osmanlı Devleti, Akdeniz ticaretini yeniden canlandırmak ve Batılı tüccarları yeniden buralara çekebilmek için bazı devletlere kapitülasyon adını verdiğimiz ticari ayrıcalıklar tanımıştır.

NOT :

Osmanlı Devleti ilk kapitülasyonu 1479 yılında kapsamlı değildi. 1535 yılında ise Kanuni Sultan Süleyman Dönemi’nde Fransa’ya geniş çaplı kapitülasyonlar verilmiştir. Sokullu Döneminde İngiltere ve Hollanda’ya ayrıcalık
tanınmıştır. Bütün bu ayrıcalıklar, 24 Temmuz 1923’teki Lozan Antlaşması ile kaldırılmıştır.

Osmanlı ticareti kapitülasyonlara rağmen yabancı mallarla uzun süre rekabet edebilmiştir.
Osmanlı ticareti, özellikle Sanayi İnkılabı ile çok ciddi etkilenmiştir.

NOT :

Sanayi İnkılabı 1750 yılında İngiltere’de ortaya çıkan ve zamanla tüm Avrupa’ya yayılan fabrikalaşma ve seri üretim sürecidir.

Sanayi İnkılabı ile Osmanlı Devleti adeta yabancı devletlerin (Batılıların) açık pazarı haline gelmiştir.

Sanayi İnkılabının Sonuçları:

1. Üretimde makina gücü ve seri üretime geçilmiştir.
2. Daha bol ve ucuz üretim sağlanmıştır.
3. Seri üretim sonrası hammadde ihtiyacı ve bunların satılacağı pazar sorunu doğmuştur.
4. Sömürgecilik gelişmiştir.
5. Avrupa’da hayat standartları iyileşmiştir.
6. Köyden şehirlere göç başlamış ve şehirlerin nüfusu artmıştır.
7. İşçi sınıfı ortaya çıkmıştır.
8. İç ve dış ticaret gelişti.
9. Tarım toplumları bu gelişmeden olumsuz etkilenmiştir.
10. Devletlerarası bloklaşmalar ve dünya savaşlarına (I. ve II. Dünya Savaşı) neden olmuştur.
11. Osmanlı Devleti Sanayi İnkılâbı’nı gerçekleştiremediği gibi bu durumdan olumsuz etkilendi. Osmanlı el sanayi çöktüğü gibi atölyelerde kapandı.

Osmanlı Devleti, Sanayi İnkılabı’ndan sonra tarım toplumu olmaya devam etmiştir. Ayrıca bazı devletlerle imzalanan ticaret antlaşmaları (İngiltere ile 1838 Balta Limanı Ticaret Antlaşması) ve Batılılardan alınan borç devleti
Avrupalıların nüfuz alanına itmiştir.

NOT :

Osmanlı Devleti, ilk dış borcu 1854 yılında İngiltere’den almıştır.

BALTALİMANI TİCARET ANTLAŞMASI (16 Ağustos 1838)

İngiltere ile İstanbul’un Baltalimanı Semti’nde imzalanan ticaret antlaşmasıdır. Osmanlı Devleti 1826’da ihtiyaç duyduğu hammaddenin yabancı tüccarlar tarafından dışarı çıkarılmasını engellemişti. Bu durumu çıkarlarına ters gören İngiltere Osmanlı Devleti topraklarında ayrıcalık elde etmek istemiştir. İngiltere sürekli Osmanlı Devleti’ne
baskı yapıyordu.
Nitekim İngiltere’nin beklediği an gelmişti. Çünkü Osmanlı Devleti Kavalalı Mehmet Ali Paşa İsyanı’nda İngiltere’den yardım istemiş ve karşılığında da Büyük Britanya’ya (İngiltere) ticari bakımdan büyük ayrıcalıklar
tanıyan ticaret antlaşmasını imzalamıştır.
Ticaret antlaşması 8 Ekim 1838’de Kraliçe Viktorya bir ay kadar sonra da Sultan II. Mahmut tarafından onaylanmıştır.

Antlaşmanın bazı maddeleri şunlardır:

1. İngiltere dilediği miktarda hammaddeyi satın alabilecektir.
2. İç ticarete Osmanlı tüccarlarının yanı sıra İngiliz tüccarlarda katılabilecektir.
3. İngilizlerle olan transit ticaretten alınan vergi kaldırılmıştır.
4. İngiliz mallarından bir defa vergi alındıktan  sonra alıcı tarafından mal nereye götürülürse götürülsün, bir daha vergi alınmayacaktır.
5. İngiliz tacirlerinden %3 vergi alınacaktır.
6. İngiliz tüccar ve ortakları iç ticarette en imtiyazlı yerli tüccardan fazla vergi ödemeyecektir.

NOT :

Baltalimanı Ticaret Antlaşması’na benzer antlaşmalar 1838 – 1841 yılları arasında Fransa, Norveç, İsveç, İspanya, Hollanda, Belçika, Danimarka ve Portekiz ile de imzalanmıştır.
Bu durum kapitülasyon sistemini sağlamlaştırdığı gibi Osmanlı sanayisine büyük darbe vurmuştur.

SANAYİ

17. yüzyıla kadar Osmanlı Devleti sanayi alanında Avrupa’nın önündeydi. Özellikle Osmanlı el sanayiinde her türlü üretim yapılabildiği gibi silah sanayi ve tersane ileri bir düzeyde ve devletin kontrolü altındaydı.
Özel sektör ise daha çok dokumacılık ile uğraşıyordu. El tezgâhlarında her türlü kumaş dokunuyordu. Bu ürünler ülke ihtiyacını karşıladıktan sonra bazı ülkelere ihraç ediliyordu.
Bursa, Denizli, Kıbrıs, Balıkesir, Konya, Şam, Ankara, Malatya, Selânik önemli dokuma merkezleriydi.
Dericilik, boyacılık gelişen diğer sanayi dallarıydı. Ayrıca ekonomiye pek katkısı olmayan tuğla, kiremit, halıcılık, çinicilik ve bakırcılık ileri düzeydeydi.

NOT :

Uşak halıcılıkta Kütahya ve İznik ise çinicilikte çok gelişmiş yerlerdi.

Osmanlı Sanayisini Etkileyen Olumsuz Gelişmeler:

1. Avrupa’da (özellikle İngiltere) 1750’den itibaren Sanayi İnkılabı ortaya çıkmıştır. Sanayi İnkılabı ile küçük işletmeler ve atölyelerin yerini büyük fabrikalar almıştı. Bu sayede üretim hem arttı ve de ucuzladı. Avrupa’da üretilen bu ucuz ve kaliteli mallar Osmanlı ülkesine girince Osmanlı el sanayii çöktüğü gibi atölyeler birer birer kapanmıştır.
2. Osmanlı Devleti, 1838’de İngiltere ile Baltalimanı Ticaret Antlaşması, 1838 – 1841 yılları arasında da birçok Avrupa ülkesi ile ticaret antlaşmaları imzalamıştır.
Bu antlaşmalar ile yabancı tüccarlara uygulanan bazı kısıtlamalar kaldırıldı. Böylelikle Osmanlı ülkesi yabancıların açık pazarı haline geldi.
3. Osmanlı Devleti 15 ve 16. yüzyıllarda bazı Avrupa ülkelerine ticari imtiyazlar (kapitülasyon) vermişti.
Devlet güçlü olduğu zamanlar bu durumdan etkilenmemişse de özellikle 19. yüzyılda kapitülasyonlar Osmanlı sanayisini olumsuz etkilemiştir.

Sanayi Üretiminin Artırılması için yapılan çalışmalar

İthal ürünlerden alınan vergi artırılmıştır.
Eğitime önem verilmiş Avrupa’dan ustalar getirilmiş ve Avrupa’ya öğrenci gönderilmiştir.
Feshane, İzmit Çuha Fabrikası, Hereke Kumaş Fabrikası, Bursa İpek Fabrikası ve Zeytinburnu Demir fabrikası kurulmuştur.
Saniyi şirketlerinin sayısının ve işleminin artması için Islahısanayikomisyonu kurulmuştur.
1897’de çıkarılan bir yasa ile yeni kurulan fabrikalar on yıl vergiden muaf tutulmuştur. Meşrutiyet Dönemi’nde sanayide istenilen atılım gerçekleşmedi. Sanayide ancak gıda ve dokuma alanında azda olsa canlılık görülebildi.

FESHANE

II. Mahmut Dönemi’nde Yeniçeri Ocağı kaldırılmış ve yerine Asakirimansureyimuhammediye adlı yeni bir ordu kurulmuştu. Bu ordunun üniforma ihtiyacını karşılamak için II. Mahmut Dönemi’nde Haliç kıyısında kurulan fabrikadır.
Feshane ürettiği üniforma ve feslerle 1893 yılında (Chiago kentindeki festivale katılmış ve ödül almıştır. Fakat zamanla Osmanlı Devleti, ordunun üniformasını Avusturya’dan almaya başlayınca bu fabrikada sadece fes
üretilmeye başlanmıştır. Bundan dolayı fabrikaya da “Feshaneiamire” denmiştir.
1992 yılında bina İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından el sanatları müzesine dönüştürülmüştür. Daha sonraki yıllarda Haliç’in suları yükselince, bina su almaya başlamış ve zamanla kullanılamaz hale gelmiştir.
1998 yılında binanın restorasyon çalışmaları yeniden başlamış ve bina yok olmaktan kurtarılmıştır. Bina günümüzde fuar, kongre ve kültür merkezi olarak hizmet vermektedir.

ISLÂHISANAYİ KOMİSYONU:

Yabancı esnaf ve tüccarlar karşısında rekabet gücü kalmayan ve dağılmaya başlayan yerli esnaf ve tüccar teşkilatlarının sıkıntılarına çözüm bulmak için 1863 yılında kuruldu.

Amaç;

1. Yabancı mallara karşı rekabet edebilmek
2. Güçlü sanayi kuruluşları oluşturmak
3. Seri üretime geçmek
4. Üretim kalitesini ve fiyatları kontrol etmek
5. Sanat okulları açarak kalifiye eleman yetiştirmek
6. Esnaflar arasında yardımlaşma ve dayanışmayı sağlamak

Bu komisyonun çalışmaları doğrultusunda

1863’te Niş’te, 1864’te Rusçuk’ta ve daha sonra da Sofya’da Islâhhâneler açıldı. Bu ıslahhâneler kısa sürede olumlu neticeler göstermiştir. Bu ıslahhâneler kısa bir süre sonra açılacak olan sanat okullarının temelini oluşturmuştur. Islahhânelere öncelikle kimsesiz çocuklar alınmıştır.
Kimsesiz çocuklardan ücret alınmazken durumu iyi olanlardan yılda 500 kuruş ücret alınıyordu.
Buralarda eğitim süresi beş yıldı. Islahhânelerde okuma yazmadan çok sanat öğrenmek esastı.
Islahhânelerin gideri; bağışlar, okullara ait gayrimenkullerin gelirleri, mahkeme harçlarından alınan hisseler ve öğrencilerin imal ettikleri eşyaların satışından elde edilen gelirlerden sağlanıyordu.
Osmanlı Devleti, zamanla Diyarbakır, Bursa, Kastamonu, Selânik, Şam, Bağdat ve Konya gibi yerlerde bu okullardan açmıştır.

TARIM:

Tanzimat Dönemi’nde her alanda olduğu gibi tarım alanında da değişimler yaşanmıştır.
Tarım üretimi çeşitlendirme ve araştırma amacıyla Ziraat ve Sanayi Meclisi, Ziraat Meclisi ve Nafia Hazinesi kurulmuştur.
1858 yılında çıkarılan Arazi Kaunnamesi ile toprak hukuken özel mülkiyete geçmiştir. Bu sayede toprakların çeşitliliği ve mülkiyet sorunları çözümlenmeye çalışılmıştır.
Tarımın geliştirilmesi için gerekli yollar yapıldı. Nehirlerin ulaşıma açılmasına çalışıldı. Vergi yükünün hafifletilmesi ve adil olması için programlar hazırlandı.
Üretimde ticari değeri ve kâr getirisi yüksek olan ürünler tercih edildi.
Geçici vergi ve gümrük muafiyetleri sağlandı.
Devlet tekelleri genellikle ortadan kalktı.
Bütün bu düzenlemeler ile tarımda genişlemeye neden olmuştur.

YABANCI YATIRIMLAR:

Osmanlı Devleti 19. yüzyılda bazı Avrupalı Devletlerle ticari antlaşmalar imzalamıştı. Bu antlaşmalar ile yabancıların Osmanlı ülkesinde ticaret yapabilmelerini engelleyici durumlar ortadan kalkmış ve bu durum Osmanlı ülkesine daha yok yabancı yatırımcının girmesine neden olmuştu.
Bu yatırımlar; daha çok su, liman, demiryolu, havagazı, ve madencilik gibi alanlarda idi.
1914 yılı verilerine göre ülkemizdeki yabancı yatırımların sektörel dağılımı şu şekilde idi.

– Demir yolları: % 63.1
– Belediye hizmetleri: % 5,1
– Bankacılık : % 12.0
– Ticaret : % 5.8
– Sanayi : % 5.3
– Madencilik : % 3.7

Bazı büyük şehirlerde (İstanbul, İzmir, Şam vb) toplu ulaşım faaliyetleri başladı.
1843’te Fevaidiosmaniye Vapur Kumpanyası kuruldu.
Şirketihayriye kurularak İstanbul’da vapur işletmeciliği başladı.
1872’de kara ulaşımı adına İstanbul Tramvay Şirketi kuruldu.
1860’dan itibaren Batılı yatırımcılar tarafından demiryolları hizmete girmeye başladı.

NOT :

Demir yolu yapımında;

1. İç güvenliğin sağlanması,
2. Merkezi otoritenin güçlendirilmesi
3. Cepheye asker ve savaş malzemesi sevkiyatı
4. Tarımsal verginin az kayıpla tahsili amaçlanmaktaydı.

NOT :

Devlet demir yolunu alan yabancı yatırımcıya işi yaptığı bölgenin aşar vergisini veriyordu.
Avrupalı devletlerde alacaklarına karşılık bu vergiyi topluyordu. Yâni Osmanlı Devleti demir yollarından beklediği mali faydayı görememiştir.

Osmanlı demir yolu işini İngiliz, Fransız, Alman, Belçika ve Avusturyalı sermayedarlar almıştı.
Yapılan güzergâhlardaki taş ve maden ocakları  bedelsiz olarak yabancı şirketlere devrediliyordu. Yâni kârlı bir işti.
Yabancı yatırımcılar bu maden ocaklarından daha çok istifade edebilmek için düz yollarda bile “S” şeklinde güzergâhlar çizmişlerdir. Amaç daha çok taş ve maden ocağına sahip olmaktı.

NOT :

1850 – 1860’lı yıllarda İzmir – Aydın ve İzmir – Turgutlu – Manisa demir yolu İngilizler tarafından yapılmıştır.

PARA VE BANKACILIK

a) Para: Osmanlı Devleti XIX. yüzyılın ortalarına geldiğinde Batı’ya olan ticareti neredeyse on kat artmıştı. Ticari genişleme para ihtiyacını gündeme getirmiş ve Osmanlı Devleti 1840 yılında “kaimeimutebereinakdiye” adını alan ilk kâğıt parayı bastırmıştır.
Kâğıt paraların kısa zamanda sahteleri basılınca 1863’te tedavülden kaldırılmıştır. Osmanlı Devleti, madeni para basmak için Avrupa’dan makineler getirmiştir. Yine 1844 yılında devlet darphanesi para basımında yetkili oldu.
Sultan Abdülmecit Döneminde 20 kuruş değerinde mecidiye adı verilen gümüş para basıldı. Yüz kuruş ise 1 Osmanlı lirasına tekabül ediyordu. Böylelikle Osmanlı Devleti’nde para birimleri kuruş ve mecidiye adını almıştır.
Kapitülasyonlar, ihracat azlığı ve mamul eşyayı dışarıdan alma zorunluluğu paranın sürekli değer kaybetmesine neden olmuştur.

b) Bankacılık:

BANKIDERSAADET

Osmanlı Devleti’nin iç borç aldığı Galata Bankerleri’ne banka kurmaları izni vermesiyle 1847’de kurulmuştur.
Bankanın görevi Osmanlının dış ödemelerini üstlenmekti.
Sermayesi olmayan bu bankanın itibarı büyüktü. Bankanın poliçeleri Avrupa’da kabul görüyordu.
Zarara uğrayan banka 1852 yılında sahipleri tarafından kapatıldı.
Bu bankanın en önemli işlevi, Türk parasının İngiliz lirası karşısındaki itibarını korumaktı.

BANKIOSMANÎ (OSMANLI BANKASI) 
BANKIOSMANİ:

Osmanlı Devleti ile Avrupalılar arasındaki aracılık görevini üstlenmek amacıyla 1856’da kurulmuştur.
Merkezi Londra’dır. İngiltere kralının fermanı ile İngiliz sermayeli bir bankadır. Orijinal adı “Ottoman Bank” tır.
Bankanın adı 1863 yılında “Bankıosmaniişahâne” olarak değiştirilmiştir.
Bankanın para basma yetkisi vardı.
Banka ayrıca küçük miktarlarda kredi vermek, hükümete avans vermek ve hazine bonolarını iskonto ediyordu.
Yani banka, hem devlet bankası, hem de ticari banka olarak çalışmalarını sürdürmüştür.

ZİRAAT BANKASI
Tanzimat Dönemi’nde Mithat Paşa’nın girişimleriyle memleket sandıkları kuruldu. Mithat Paşa ilk iş olarak 1868 yılında İstanbul Emniyet Sandığı’nı açtı. Zamanla bu sandıklar tüm vilayetlere yayılmıştır.
Çiftçinin kredi sorununu çözmek amacıyla Ziraat Bankası kuruldu. (15 Ağustos 1888)
1880’li yıllarda her vilayette ziraat odaları kuruldu.

NOT :

1906 yılında ticareti dost eklemek ve milli şirketler kurmak amacıyla “Osmanlı İtibarımilli Bankası” kurulmuştur. Banka 1927’de İş Bankası’na katılmıştır.

TANIYALIM

MİTHAT PAŞA: (1822 – 1884)

Rusçuklu Mehmet Eşref Efendi’nin oğludur. Çocukluğu Vidin ve Lofça’da geçmiştir. Arapça, Farsça ve biraz da Fransızca öğrendi.Önce Divanıhümayun kaleminde görev aldı. Divan kâtibi olarak çeşitli görevlerde bulundu. 1861’de vezir rütbesiyle Niş valiliğine atandı. Osmanlı Vilayet Nizamnamesi’nin uygulanmasında çalıştı.
Ziraat Bankası’nın çekirdeğini oluşturacak olan Memleket Sandığı’nı kurdu. Niş valiliği sırasında sivil teknik okullarının sayısını artırdı.
Temmuz 1872’de Mahmut Nedim Paşa’nın yerine sadrazamlığa getirildi. Saraya olan muhalefeti nedeniyle bu görevde sadece üç ay kalabildi.
Abdülaziz’i deviren cuntanın içinde yer aldı. Abdülaziz’in ölümünden sorumlu tutuldu. Kanunuesasi’yi (ilk anayasa)hazırlayan heyetin başına geçti. 1876’da tekrar sadrazam oldu. Meşrutiyet’in ilanında etkili oldu. Fakat padişah onu görevden alarak sürgüne yollandı. Sürgünden döndükten sonra Abdülaiziz’in öldürülmesinden dolayı Yıldız Mahkemesi’nde yargılandı ve idama mahkum oldu. II. Abdülhamit, cezasını ömür boyu hapse çevirdi. Taif Kalesinde sürgünde iken öldü. (8 Mayıs 1884)

OSMANLI DEVLETİ’NİN İÇ VE DIŞ BORÇLARI

Osmanlı maliyesi 18. yüzyıldan itibaren açık veriyordu. Bu açık halktan alınan iç borçlar (eshame kanunu) ve olağanüstü vergilerle kapatılmaya çalışılıyordu.
Osmanlı Devleti, 1854 yılına kadar dış borç almayı düşünmemiştir. Bu tarihte Galata sarraflarından ara ara borç alınıyordu.

NOT :

Osmanlı ilk kez 1591’de askerlerin maaşlarını ödemek için tüccarlardan borç almıştır.

Osmanlı Devleti’ne borç veren Galata sarrafları zamanla Galata Bankerleri diye anılmaya başlamıştır.
Osmanlı Devleti ilk dış borç alma girişimine 1852 yılında girmişse de devletin prestiji yüzünden I. Abdülmecit kabul etmemiştir.
1854 yılına gelindiğinde de Osmanlının toplam iç borcu 15 milyon sterlindi.
Aynı yıl devam eden Kırım Savaşı’nın masraflarını karşılamak isteyen Osmanlı Devleti ilk dış borcu İngiltere’den almıştır. (1854)
1860 yılına kadar üç dış borçlanma daha yapılmıştır. 1860 yılı ekonominin en kötü yılıdır. İç borç 20 milyon sterline ulaştığı gibi dış borcun yılık ödemeleri 800.000 sterlin civarındaydı.
1874 yılına gelindiğinde on beş dış borç yapılmış, bu borçlardan 127.000.000 Osmanlı altını elde etmiş, ancak borç 239 milyon lirayı bulmuştu.
Artık mevcut bütçe o yılın borcunu ödeyecek durumda değildi.
Osmanlı Devleti, nihayet 1875’te borç ödemelerini durdurdu ve “maratoryum” ilan etti.

MARATORYUM

Vadesi gelmiş borçların yasa, mahkeme kararı veya borçlu ve alacaklı arasında yapılan bir antlaşma ile ertelenmesidir. Maratoryum, dış borçla ilgili olabilceği gibi iç borçla ilgili de olabilir. Devletler içine düştükleri faiz dolayısıyla dış borçlarının ana para ve faizlerini ödeyemeyeceklerini ilan ettiğinde, karşılıklı anlaşma ile borçların vadesinin uzatılmasında moratoryum sayılabilir.

MUHARREM KARARNAMESİ (20 Aralık 1881)

Osmanlı Devleti’nin borçları ödenemeyecek bir duruma gelince 1881’de Muharrem Kararnamesi (Hicri olarak Muharrem ayına denk geldiğinden bu ad ile anılmıştır) yayımlanmıştır. Buna göre, borçların ödenmesi için Duyunuumumiye İdaresi kurulmuş ve Osmanlı Devleti’nin mali kaynaklarına alacaklı olan Avrupalı devletler el koymuştur.
Böylelikle alacaklı devletler, devlet tekelleri ve vergilerine bir şekilde el koyuyorlardı.
Duyunuumumiye İdaresi adeta “devlet içinde devlet” görüntüsü veriyordu.
Duyunuumumiye İdaresi’ne bağlanan kaynaklarda yeterli gelmemiş ve Osmanlı ekonomisi adeta sömürge durumuna gelmiş ve birçok kaynak Batılıların eline geçmiştir.

NOT:

 Reji İdaresi: Duyunuumumiye’nin tütün geliri için kurduğu şirkettir. Bu idare iç tüketimde tütün satın alma, hazırlama ve satışında yetkiliydi.

NOT :

Yeni Türk Devleti ile İtilaf Devletleri arasında 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Antlaşması ile Duyunuumumiye İdaresi kaldırıldığı gibi Osmanlı Devleti’ne ait borçlarda bir çözüme kavuşturulmuştur.

LOZANDA BORÇLAR SORUNU

1854’ten itibaren Birinci Dünya Savaşı sonuna kadar devam eden Osmanlı amme borçları, Birinci Dünya Savaşı’nda yapılan istikrazlar da dahil, büyük bir yekün teşkil ediyordu.
Sene tertipleri üzerinde borcun taksimi yerine, sermaye üzerinden borcun taksimi ile esas borç toplamı bir hayli azaltılmıştır. Diğer taraftan bu borçlar, Osmanlı İmparatorluğu’ndan ayrılan devletlere de gelirle orantılı olarak bölünmüştür. Ayrıca, Osmanlı İmparatorluğu’nun Almanya, Avusturya, Macaristan ve Bulgaristan’a olan borçları bu devletlerle de yapılan antlaşmalarla 1.Dünya Savaşı’nın galiplerine devredilmiştir.
Osmanlı amme borçlarının diğer çetin bir safhası da tediye edeceğimiz borçların hangi para ile ödenmesi hususunda kendini göstermiştir. Karşı taraf bunu altın veya sterlin olarak talep etmiştir. Biz, Türk parası ve Fransız frangı olarak ödemeyi teklif ettik.
Aradaki fark muazzam meblağlara varmasına rağmen, burada da görüşümüz kabul edilmiştir.

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.