Osmanlı İdaresinde Patrik ve Patrikhane ve Patrikliğin İhyası

7 Mayıs 2014 tarihinde tarafından eklendi.

Osmanlı İdaresinde Patrik ve Patrikhane

Uzun müddettir tartışma konusu olan patrik ve Patrikhane’nin milli ve milletlerarası hukuk bakımından durumunu inceleyen yazıların çokluğuna rağmen, meselenin menşei ve geçirdiği muhtelif safhalar belirtilmemiştir.

Bu bakımdan biz, iştigal sahamızla yakın ilgisi bulunan bu meseleyi, yeni kaynak ve belgelerin ışığında ele alıp tetkik etmek istiyoruz.

Patrikliğin İhyası

1453 senesi Mayıs’ının 29’uncu Salı günü Bizans İmparatorluğu’ndan tevarüs ettiği servete hukuken sahip olarak merasimle İstanbul’a giren Fâtih Sultan Mehmed, şehirde üç gün süren muazzam şenlikler yaptırmış ve sefere iştirak eden gazilere büyük ziyafetler vermiştir.

Bununla beraber, şenlik ve ziyafetlerden sonra, ordu ve donanmayı yerlerine iade ile askerin şehirde dolaşmasını kafi surette yasaklayan Fâtih, fetih esnasında şuraya buraya gizlenen ve Galata’da Cenevizlilerin himayesine sığman halkın, kendi adet, din ve an’anelerini gereğince yaşayabileceklerini ilan etmiş, 1 Haziran Cuma günü acele minber ve mahfil ilavesiyle cami hailine getirilen Ayasofya’da ibadet etmesinden sonra da patriklik makamı ile meşgul olmuştur.

Manuel Malaxas tarfından tashih edilen Patriarhiki Konstantinopulos Istoria başlıklı kitaptan anlaşıldığına göre, patriğin kendisini efendisi olarak tanımaya ve arz-ı ihtirama niçin gelmediğine hayret eden Fâtih, ruhanileri çağırarak meseleyi sormuş, onlardan biri de “Uzun zamandan beri patriğimiz yoktur; vaktiyle patriğimiz olan zat (II. Anastasios), hâlâ hayatta omasma rağmen, kendi arzusu ile makamını terketti. Biz de yerine bir başkasını koymadık.” şeklinde cevap vermiştir.

* Bunun üzerine, genç hükümdar, Roma Kilisesi ile Ortodoks Kilisesi’nin birleşmeleri aleyhinde olanlara, II. Anastasios’un çekilmesinden beri boş duran bu makama, kendi adet ve nizamlarına göre (fermanlarda “usul ve âyinleri nizamı üzre”) birini seçmelerini emretmiş idi.

Rum cemaatının ruhani, içtimai ve siyasi hayatı ile yakın ilgisi bilinen bu makamı boş bırakmak elinde olduğu halde, İstanbul’da Türklerle hristiyanlar arasında tam bir anlaşma (modus vivendi) meydana getirme gayesini güttüğü anlaşılan Fâtih’in bu teşebbüsü üzerine, kilise başları ve ruhbanlar ile şehirde yeniden toplanan halk, laik sınıfına mensup olup, daha 12 Aralık 1452’de Ayasofya’da, papa ile evvelce imzalanmış kiliselerin birleşmeleri esasına göre kardinal İzidor tarafından tetiplenen âyini, Latinlere karşı duyduğu kin ve nefret sebepiyle halk ve ruhban ile birlikte protesto eden büyük alim Georgios Skolarios’u, Gennadios lakabı ile patrik intihap ettiler.

* Bununla beraber, takdis töreni ancak ertesi sene, 1454’de, Marmara Ereğlisi metropolidi tarafmda yapılmıştır.

Frantzes’e göre, seçimi müteakip Gennadios’u yemeğe davet eden Fâtih, ona ruhbânî hakimiyeti temsil eden patriklik asası ile tacını vererek, sarayın kapısına kadar uğurlamış, Ayasofya’da kendi namına hutbe okuttuğu cihetle, patriklik makamı olarak Havariler Kilisesi’ni (yerinde bugünkü Fâtih Camii bulunmaktadır) tahsis etmiştir.

Bu suretle yok olmak üzere bulunan bu makamı yeniden yaşatıp bunu bir fermanla da perçinleyen Fâtih, XV. yüzyılla ilgili vakfiyelerde isimleri geçen Çukaliça, Aya, Lips (Fenârî İsa Camii), Kiramarta (Kyra Martha) ve Aleksi (Alexis) gibi manastırları da bu makama bağlamış idi.

Bu müsamahayı değerlendiremeyip Sulu Manastır tarafında Rumlara bırakılan manastır ile kiliseleri misal olarak gösteren Mustafa Cennâbî ve Hezerfen Hüseyin Efendi gibi bir kısım Osmanlı müellifleri, Şeyhülislâm Ebussusd Efendi’nin (1490-1574) fetvalarına da dayanmak suretiyle İstanbul’un Edirnekapısı cihetinden sulh yoluyla fethedildiği fikrini ileri sürmüşlerdir.

Bununla beraber, 1455’te etrafı Türk göçmenlerle çevrilen Havariler Kilisesi, içinde bir Türk cesedinin bulunması sebebiyle boşaltılmış, yeni patriklik makamı olarak Pammahristos Manastırı (Fethiye Camii) seçilmiştir.

131 sene müddetle Patrikhane olarak kullanılan bu manastır, birçok seyyah tarafından ziyaret edilerek, hakkında bilgi verilmiştir. Nitekim XVI. yüzyılın ikinci yarısında İstanbul’da bulunup, Ortodokslar ve patrik ile görüşen Stephan Gerlach, bu yeni Patrikhane hakkında bilgi verdiği gibi, bizzat patrik III. Metrophanes, 1580’de bu Patrikhane’ye verilen vakıflarla meşgul olmuştur.

Patrikhane, 1586 senesine kadar bu manastırda kalmış olup, aynı tarihte Şeyhülislâm Çivizade Mehmed Efendi’nin (1531-1587) fetvası ile camiye çevrilmesi üzerine, Fener’e, önce Eflak Konağı (Vlah Sarayı) Kilisesi’ne, 1597’de St. Dimitrius, 1602’de de, bu semtin ortasında bugünkü yerine, yani Aziz Georgios (Hagios Georgios) Manastırı’na nakledilmiştir.

Hemen belirtelim ki, aynı müsamaha muvacehesinde, fetih sırasındaki dürüst hareketlerinden dolayı, Musevi cemaatine de havralarına sahip olma hakkı tanınmış, haham Rabbi Mose Kapsali’ye de iltifatta bulunulmuştur. Sonradan, “Altı Cemaat” adı verilen Ermenilerin başına da Ovakim isminde bir patrik tayin edilmek suretiyle cemaatlar arasında bir muvazene kurulmuştur.

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz

Şu Sayfamız Çok Beğenildi
Tarih Sınavda Çıkacak Konular