Osmanlılarda Sosyal Yardımlaşma

18 Aralık 2013 tarihinde tarafından eklendi.

SOSYAL YADIMLAŞMA:

OSMANLI DEVLETİ’NDE VAKIFLARIN KURULUŞU VE İŞLEYİŞİ

Vakıf: İslamiyet’e gönülden bağlanmış zengin kişilerin alın teri ile kazandıkları mallarının bir kısmını ömür boyu insanlığın hizmetine sunmasıdır. Vakıf hizmetleri hukuksal bir sözleşme ile belgelenirdi.

✍ Malını vakfeden kişiye vâkıf, vakfedilen mala mevkuf; vakfın kuruluş belgesine vakfiye ve vakfın yönetiminin verildiği kimseye de mütevelli adı verilir.

Bir kişinin malını vakfedebilmesi için özgür olması, yetişkin olması ve malın kendine ait olması gerekmektedir. Vakıf malları satılmaz, devredilemez ve miras bırakılamazdı. Bir vakıf malının işleyişine padişah bile karışamazdı. Vakıf işleyişi şer’i hukuk kurallarına göre düzenlenirdi. Cami, han, hamam, hastane, medrese, yol, köprü, imarethane gibi topluma hizmet veren kurumlar vakıflar tarafından kurulmuşlardır. Vakıf kuran kişiler genel olarak padişahlar, şehzadeler, padişah hanımları, beyler gibi devletin üst düzey görevlileridir.

Osmanlı Devleti, vakıflardan aşağıdaki şekilde yararlanmıştır:

Vakıflarda biriken paralar geri ödeme şartıyla tüccarlara kredi olarak verilmiş ve bu durum ticarî hayatı canlandırmıştır.
Ulaşım için gerekli olan han, kervansaray ve yolların yapımı ve işletilmesi gerçekleştirilmiştir.
Özellikle devletin kuruluş döneminde fethedilen yerlerin Türkleşmesi için yapılan iskân faaliyetlerinde, faydalı olmuştur.
Köy, kasaba ve şehirlerin sosyal ve kültürel ihtiyaçlarının karşılanmasında, faydalanılmıştır.
Sağlık, eğitim ve öğretim faaliyetlerinin yapılmasında, yararlanılmıştır.
Vakıflarda toplanan avarız akçesi ile ortak giderin karşılanmasında devlet vakıflardan yararlanmıştır.

Vakıflar sayesinde devlet birçok eğitim kurumları açarak çok değerli bilim adamlarının yetişmesini sağlamıştır. Vakıflar sayesinde binlerce ciltlik kütüphaneler kurulmuş ve halkın kültürel seviyesi artmış, kurulan imarethaneler (aşevi) ile binlerce yoksul insan karnını doyurmuş ve devlet halkına olan vazifelerini (sosyal devlet anlayışı) yerine getirmiştir; hatta
Osmanlı Devleti işi o kadar ileriye götürmüştür ki, kışın çok kar yağdığından dolayı yiyecek bulamayan kuşlar için dahi vakıf kurmuştur.
Vakıflar, önemli bir eksikliği uzun süre gidermiştir. Fakat 16. yüzyıldan itibaren devlet kurumlarındaki bozulmalar vakıf müessesesini de etkilemiş ve bu kurumda da bozulmalar meydana gelmiştir. Hatta öyle ki, vergi vermemek ve konumlarını güçlendirmek için bile vakıf kuranlar olmuştur.

II. Mahmut Dönemi’nde Evkâfıhümayun Nezareti (Vakıflar Bakanlığı) kurularak tüm vakıflar tek bir çatı altında toplanmıştır.

Sosyal Yardımlaşma

BİLGİ NOTU:

Yukarıda yer alan vakıflarda 121 müderris, 3.756 hatib, 3.756 imam ve müezzin, 3.299 kayyum ve talebe bulunmaktadır.

BİLGİ NOTU:

AVARIZ VAKFI: Osmanlı mahallelerinin sosyal dayanışma sandığı olarak görev yapıyorlardı. Modern toplumlarda devletin eğitim, sağlık, bayındırlık gibi hizmetler için ayırdığı bütçeyi Osmanlıda vakıflar karşılıyordu. Avarız vakıfları da bunlardandı. Köy ve mahalle sakinlerinin ihtiyaçlarına sarf edilmek üzere tesis edilmişti. Hastaların, acizlerin giydirilmesi, yedirilmesi, tedavilerinin sağlanması, borcunu ödeyemeyenlerin borcunun ödenmesi, sermaye bulamayanlara para
verilmesi, fakir kızların çeyizine kadar olan ihtiyaçlar bu vakıflar tarafından sağlanıyordu. Bu vakıflar bir hayır sahibi tarafından tesis olunduğu gibi, zenginlerden veya esnaftan para toplanarak da kurulurdu. Bu vakıfların gelirlerinden mahallede oturan gayrimüslimlerde yararlanabilirdi.

BAZI SOSYAL YARDIMLAŞMA ÖRNEKLERİ:

a) AHİLİK:

Ahi Evran Hazretleri tarafından Hacı Bektaşı Veli Hazretleri’nin tavsiyeleriyle kurulan esnaf dayanışma teşkilatıdır. Ahilik halkın çeşitli meslek grupları arasında yetişmesini sağladığı gibi çalışma esaslarını düzenleyen bir örgütlenmedir. Kendilerine ait kuralları vardır.

Ahilikte iyi ahlak, doğruluk, kardeşlik ve yardım severlik esastır.

BİLGİ NOTU: 

Ahilik ilk olarak Araplarda Fütüvvet Teşkilâtı olarak ortaya çıkmıştı. Ahi Evran, Ahilik teşkilâtını ilk olarak 1205’te
Kayseri’de kurmuştur. Kısa sürede bu örgütlenme Anadolu’nun en ücra köşesine kadar yayılmıştır. Ahilik sayesinde Anadolu’daki Türkleşme hızlandığı gibi Türk şehirciliği de hız kazanmıştır. Ayrıca yine bu örgütlenme sayesinde dini ve ahlâki yapı korunmuştur.

Ahiliğin Şartları:

Ahi olmak ve peştemal kuşanmak için bir kişinin bir “Ahi” tarafından önerilmesi ve o kişinin yedi kötü hareketi bağlamayı ve yedi güzel hareketi açması beklenir. Bu yedi hareket şunlardır.

1) Cimrilik kapısını bağlamak, lütuf kapısını açmak
2) Zulüm kapısını bağlamak, hilim ve mülâyemet kapısını açmak
3) Hırs kapısını bağlamak, kanaat ve rıza kapısını açmak
4) Tokluk ve lezzet kapısını bağlamak, riyazet kapısını açmak
5) Halktan yana kapısını bağlamak, Hak’tan yana kapısını açmak
6) Hezeyan kapısını bağlamak, marifet kapısını açmak
7) Yalan kapısını bağlamak, doğruluk kapısını açmak

BİLGİ NOTU:

Kâfirler, çevrede iyi tanınmayanlar, zina ettiği ispatlananlar, katiller, hayvan öldürenler, hırsızlar, cerrahlar, vergi memurları, avcılar ve vurguncular örgüte katılamaz. Kadınlar ise Ahiliğin kadınlar kolu sayılan Bacıyanırum teşkilâtına üye olmuşlardır.

Ahilikteki dereceler şunlardır:
Yiğit
Yamak
Çırak
Kalfa
Usta
Ahi
Halife
Şeyh
Şeyhülmeşayıh

Ahi Teşkilâtının Osmanlı Devleti’ndeki tam karşılığı ise Lonca’dır.

b) Sadaka Taşları:

Osmanlı Devleti’nde bir yardımlaşma örneğidir. En makbul ve hayırlı yardımın gizliden gizliye yapılan yardım olduğunu düşünen Osmanlı Devleti idareci ve halkı sadaka taşları sistemini kurmuşlardır.
Bu taşlar 1,5 – 2 metre yüksekliğinde olup mermerden yapılmıştır. Üst kısmında çanağa benzer bir oyuk açılır ve sadaka verenler parayı bu oyuğa bırakırlardı.
Taşın yüksekliği 2m olduğundan ona ulaşmak için bir iki basamak konulurdu.

Dilenmekten çekinen ihtiyaç sahipleri gecenin bir vaktinde buraya gelir ve sadece ihtiyacı kadar para alırdı. Bir Fransız gezgin İstanbul’da bu taşlardan birini gördüğünü ve içi parayla dolu olan bu yerden bir hafta boyunca kimsenin para almadığını yazmıştır.
Bugün bu taşlardan sadece bir tanesi ayakta olup İstanbul Doğancılar’dadır.

c) Zimen Defteri: 

Zimen defteri borçlu ile borcunun yazılı olduğu defterlerdir. Hâli vakti yerinde olanlar Ramazan ayında rastgele
mahallelere gidip: “Zimen defterin var mı?” diye sorarlardı.
Esnaf bu defteri çıkarınca gelen kişi: “Lütfen baştan, ortadan ve sondan şu kadar kişinin borcunu hesaplayınız.” derdi.
Gelen kişi hiç tanımadığı insanların borcunu öder ve “Borçlarını silin, Allah kabul etsin!” der ve oradan ayrılırdı.

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz

Şu Sayfamız Çok Beğenildi
KPSS Tarih Kısa Cevaplı Soru ve Cevapları