Türk İnkılabını Hazırlayan Dış Sebepler

10 Ocak 2014 tarihinde tarafından eklendi.

DIŞ SEBEPLER

1. Batı’da Coğrafî Keşifler, Rönesans ve Reform Hareketleri ve Bunların Osmanlı Devleti Üzerindeki Etkileri:

Osmanlı Devleti, kurulduktan kısa bir süre sonra hızla yükselerek çağının en güçlü devletlerinden biri olurken, dünyanın önemli ticaret yollarını da kontrolü altına almıştı. Haçlı Seferlerinden itibaren Doğu Dünyasını ve onun zenginliklerini tanıyan Avrupalılar hep o zenginliklere kavuşmayı düşünmüşlerdir. Bunun için de Batı dünyası bilimsel araştırmalara yönelmiştir. Bilimi kilisenin dar kalıplarından çıkararak, gözlem ve deneyin denetimi altına sokarak, hızla gelişme sürecine girmiştir. Gemi yapım tekniğinde meydana gelen yenilikler sonucu, okyanusların büyük dalgalarına karşı koyacak gemiler yapılmış, pusula geliştirilerek açık denizlerde yolculuk kolaylaştırılmıştır. Dünyanın şekli konusunda ortaya atılan doğru bilgiler ve haritaların yeniden gözden geçirilmesi, Avrupalı denizcileri okyanuslara doğru harekete geçirmiş, onlara dünyanın başka kıtalarına ulaşma imkanı vermiştir.

Böylece Osmanlı Devleti’nin egemen olduğu alanlardan geçen ticaret yollan kullanılmaz olmuş, O’nu ekonomik bakımdan önemli ölçüde etkilemiştir. Canlı Akdeniz ticareti önemini yitirmeye başlamıştır.Yolların geçtiği yerlerde kurulan pazarlar etkinlikleri kaybetmiş; taşıma ve alış verişten alınan vergiler alınamaz olmuştur. XIX. yüzyılda buharlı gemilerin yapılması Osmanlı Devleti’nden geçen yolların önemini iyice zayıflatmıştır. Bunun yanında Amerika’nın keşfedilmesi ve buradaki gümüşlerin Avrupa’ya aktarılması. Osmanlı para düzenini bozmuştur.

Avrupalı tüccarların, Osmanlı Devleti’nin ürettiği hammaddeyi daha fazla gümüş para vererek alması, o dönemdeki paranın değer kaybetmesine yol açmıştır. Ülkedeki para bolluğu enflasyonu doğurmuştur. Bu da altın fiyatlarını yükseltmiş, hayatı güçleştirmiş, sanayinin gelişmesini engellemiştir.

2. Kapitülasyonlar ve Osmanlı Devleti Üzerindeki Etkileri

Kapitülasyon sözcüğü çeşitli manalarda kullanılmıştır. Örneğin, savaş sırasında bir kentin, bir ülkenin alınmasına kapitülasyon dendiği gibi, kutsal Roma Germen İmparatorunun kendini seçen prensler önünde yemin etmesine de Fransızlar bu adı vermişlerdir. Ancak bunların dışında daha yaygın olarak yabancı bir devlet uyruğunun, oturduğu ve iş yaptığı ülkede, o ülkenin vatandaşlarına tanınmayan bazı ayrıcalıklardan yararlanmasına kapitülasyon denilmektedir. Yaygın tanımı da budur.

Bu ayrıcalıklar ekonomik, kültürel, adli, mali vs. olabilir. Nitekim Osmanlı tarihinde 1535 yılında Fransa’ya verilen imtiyazlar ticari nitelik taşımaktadır. Şöyle ki Osmanlı Devleti’nde ticaret yapacak Fransız tüccarları on yıl vergi vermeyecekler, malların değeri üzerinden %3 gümrük alınacak, Fransızlar arasında çakacak ticari anlaşmazlığa, anlaşmazlığın çıktığı yerdeki Fransız konsolosu bakacak, eğer taraflardan biri Türk ise meseleyi Osmanlı kadısı, Fransız elçiliğinin bir görevlisinin gözetiminde çözecekti.

Kanuni’nin ölümünden sonrada bu ayrıcalıklar yenilenmiştir. Yenilenirken vergi muafiyeti süresiz olarak uzatılmış, yabancı devletlerin ticaret gemilerine Fransız bayrağıyla Osmanlı karasularında ticaret yapma izini verilmesi ilkesi getirilmiştir. Daha sonra İngiliz ve Hollandalılara da ayrıcalıklar verilmiştir. 1740’da I. Mahmud ile XV. Louis arasında yapılan bir andlaşma ile bu ayrıcalıkların padişah değiştikçe yenilenmesi ilkesi terkedilmiş ve devamlı hale getirilmiştir. Fransa’ya tanınan bu ayrıcalıklar zamanla tüm Avrupalı devletlere tanınmıştır.

Avrupa’da teknolojik gelişim hızla ilerleyip, Sanayi İnkılâbı yapılarak, üretim maliyeti düşürülmüş, fabrikasyon üretime geçilerek mal miktarı çoğaltılmıştır. Ucuz hammaddesi, kalabalık nüfusu ve kapitilasyonların tanıdığı düşük gümrük vergileriyle, iyi bir pazar niteliği taşıyan Osmanlı Devleti, Avrupalı devletler için çekici bir yer olmuştur. Avrupa’da fabrikasyon olarak üretilen mallar Osmanlı pazarına sürülünce korumasız, zayıf Osmanlı sanayisi bunlarla yarışamamış, büyük darbeler yemiştir.

Osmanlı Devlet adamlarının, kapitilasyonların zararlarını örtmek için, sanayiyi koruyucu önlem almak amacıyla gümrük vergilerini arttırma istekleri, büyük tepkilere sebep olmuştur. Kapitilasyonlardan kurtulmak için, çeşitli defalar teşebbüse geçilmiş ise de bir sonuca ulaşılamamıştır. Öyle ki Birinci Dünya Savaşı sırasında aynı grupta yer alan Almanya ve Avusturya-Macaristan kapitilasyonların kaldırılmasına diğer devletlerden daha fazla tepki göstermişlerdir. Türkiye kapitülasyonlardan ancak, Lozan Antlaşmasıyla kurtulacak ve Türk sanayisi için koruma kararı alınacaktır.

3. Sanayi İnkılâbı ve Osmanlı Devleti Üzerindeki Etkileri

XVIII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Avrupa’da büyük bir değişim süreci yaşanmaya başladı. Bu, genel olarak sanayi inkılâbı diye anılan gelişmedir. Buharlı makinaların sanayide kullanılması, o güne kadar kol gücüyle çalışan makinaların, tek işçi çalıştıran işyerlerinin fabrikaya dönüşmesine ve üretimde iş bölümü sisteminin uygulanmasına yol açtı. Üretim, pazar için ve sürekli yapılmaya başlandı. Avrupa küçük sermayeden büyük sermayeye, kapitalizme geçildi. Avrupa’da küçük sanayi örgütleri yıkıldı, ucuz ve bol mal üretimi dünya ticaret dengesini değiştirdi. Sanayi İnkılâbı Avrupa’da pazar ve hammadde problemi yarattı. Bu problemler sömürgeci ülkeleri hem milli sınırları içinde hem de sömürgelerinde koruyucu tedbirler almaya ve yeni pazarlar bulmaya zorladı.

Kalabalık nüfusu, yeraltı ve yerüstü zenginlik kaynaklarıyla Avrupalı devletler için iyi bir pazar niteliği taşıyan Osmanlı Devleti; Sanayi İnkılâbından olumsuz yönde en çok etkilenen devletlerin içinde yer almıştır. Zira Osmanlı Devleti’nin Avrupa’daki bu gelişmelerden etkilenmemesi için başvurulacak yol, Avrupa’nın büyük fabrikalarında ucuz üretilip Osmanlı pazarlarında satılacak Avrupa mallarına yüksek gümrük uygulayarak kendi sanayisini korumak; bunun yanında var olan yerli sanayiyi çağdaş teknolojiyle güçlendirmek, üretimde yeni teknolojiyi kullanmaktı. Fakat bunlar mümkün olamamıştır. Çünkü yukarıda belirttiğimiz kapitülasyonlar ile yabancı devletlere verilen ayrıcalıklar, Osmanlı Devleti’nin elini kolunu bağlamıştır.

Mal üretimi çoğaldıktan sonra, artık kapitülasyonların getirdiği ayrıcalıkları da yeterli görmeyen Avrupa devletleri, Osmanlı Devleti’nin uyguladığı ticaret yasaklarından, gümrüklerden, tezkere usulünden, tekel uygulamalarından ve iç gümrüklerden de şikayetçi olmaya başlamışlardır. Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın isyanının yarattığı ortamdan faydalanmaya çalışan İngiltere, 1838 yılında yapılan ticaret anlaşmasıyla bu şikayetlerden kurtulma imkanına kavuşmuş, O’nu diğer batılı büyük devletler izlemiş ve ülke adeta yan sömürge ağı içine düşmüştür. Avrupa malı ucuz ve bol miktarda Osmanlı pazarlarına girerken, Osmanlı ülkesindeki hammaddeler daha ucuza yurt dışına çıkarılmıştır. Bu durum yerli sanayinin gelişmesinin önündeki en büyük engel olmuştur.

Osmanlı Devleti’nin savaşlar dolayısıyla mali durumunun bozulması ve izlediği yanlış ekonomik politika, O’nu batılı devletlerden borç almaya zorlamıştır. Alınan paralar yerinde kullanılmadığı için, devlet bu paraların faizlerini bile ödeyememiş, sonunda iflas ettiğini açıklamıştır. Bunun üzerine 1881’de Düyun-ı Umumiye İdaresi adı altında bir teşkilat kurularak, devletin gelirlerinin büyük bir bölümüne bu teşkilat elkoymuştur. Bu durum devletin mali bağımsızlığına büyük darbe vurmuştur. Borçlanma, yabancı sermayeye geniş imkanlar tanımış, batılılar lehine olan şartlar onları Osmanlı Devleti’nde yatırım yapmaya teşvik etmiştir. Türk sanayicileri ise devletin yabancılara tanıdığı ayncaılıklara sahip olmadığı gibi, onlar kadar güçlü sermayeye ve yeni teknolojiye sahip değildi. Bu durumda Türk müteşebbisler ya tamamen ortadan silinmiş ya da onlarla anlaşarak çalışmalarına devam etmek zorunda kalmıştır. Bunun sonucunda da demiryolu, limanlar, elektrik-havagazı ve su, maden ocakları hep Avrupalı işletmeciler tarafından işletilmiştir. Amacı kâr olan bu şirketler, milli kaynakları rasyonel olmayan bir şekilde kullanarak, zenginleşirken ülke kaynaklarını kurutmuşlardır.

4. Fransız İnkılâbının Osmanlı Devleti Üzerindeki Etkileri

XV. ve XVI. yüzyıllarda Batı’da büyük bir uyanış hareketi başladı. Bu hareket, insanın özgür düşünceye geçme çalışmalarını hızlandırdı. Bilimde ve sanatta özgür olmak aydın kesimin ülküsü oldu. Özgür olmak düşüncesi sadece belli kesimlere özgü kalmayıp tüm insanların hakkı olması gerektiği yaklaşımını doğurdu ve güçlendirdi. Aklın ve deneyin temel alınmasını, mucizenin reddedilmesini isteyen aydınlar, o güne kadar yaşadıkları dünya görüşüne ve devlet yönetimine karşı çıktılar. Devlet ve toplumsal düzenin insanların eseri olduğunu belirttiler. Bu yaklaşım, mutlakiyetçi devlet yapılarının terkedilmesi, insanlara özgürlük verilmesi, yasalar karşısında insanların eşit olması düşüncesini doğurdu. Ekonomide liberalizm benimsendi. Avrupa’daki bu gelişmeler çeşitli sosyal olaylara sebep oldu. 1789’da başlayan Fransız İnkılâbı kuvvet yoluyla devletin siyasi ve toplumsal yapısını kökten değiştirdi. Bu inkılap Fransa’daki baskıcı, eşitliğe dayanmayan bozuk düzeni yıktı ve Fransı’nın olduğu kadar tüm dünyanın siyasi, hukuki ve toplumsal yapılarını değiştiren yeni bir düzenin temelini attı. Bu düzenin dayanakları; her vatandaşın özgür olduğu, yasalar karşısında eşit haklara sahip bulunduğu, milletin kendi kendisini yönetmesi yani demokratik bir düzen, bu düzenin temel yapısını belirleyen anayasaların yapılması, devletin laikleştirilmesi ve milliyetçi bir niteliğe büründürülmesi idi.

Fransa’da ortaya çıkan bu anlayış önce Avrupa’ya, giderek de tüm dünyaya yayılmaya başladı. Ortaya çıkan yeni kavramlar, çok uluslu devletlerde yıkıcı etkilere sebep oldu. Bu devletlerden biri de Osmanlı Devleti’dir. Bilindiği gibi Osmanlı Devleti’nin hakim olduğu topraklar üzerinde dili, dini, gelenekleri birbirinden farklı milletler yaşıyordu. Bunların milli niteliklerini değiştirici herhangi bir politika izlenmemişti. Fakat Fransız İnkılâbının getirdiği milliyetçilik akımı bunların eyleme geçmesine neden oldu. Osmanlı Devleti’ni çökertmek isteyen devletlerin de kışkırtmasıyla Sırplar, Rumlar, Bulgarlar, Romenler vs. ayaklandılar. Bu ayaklanmaları bastırmak ekonomik bakımdan Osmanlı Devleti’ni sarstığı gibi, siyasi bakımdan da büyük devletlerin Osmanlı Devleti’nin iç işlerine karışmalarına yol açtı. Bunların önce özerklik daha sonra da bağımsızlıklarını elde etmeleri, giderek Osmanlı Devleti’nin küçülmesine neden oldu.

Fransız İnkılâbının bu olumsuz yanma karşılık azınlık unsurların bağımsızlıklarını kazanmaları Türkler’e de örnek-oldu ve Türkçülük dolayısıyla da milliyetçilik akımını doğurdu. Demokrasi, Anayasa, Özgürlük gibi kavramları Türk aydını da tanıdı. Yeni Türkiye Devleti’nin kurucuları bu kavramların etkisi altında yetişti ve Kurtuluş Savaşıyla çağdaş bir devlet kurdular.

5. Osmanlı Devletinin Jeopolitik Konumu

Günümüzde olduğu gibi geçmişte de Anadolu, dünya güç dengelerini etkileyecek sürekli çıkar çatışmalarının odak noktasını oluşturmuştur. Çünkü Anadolu, Avrupa-Asya-Afrika kıtaların kontrol altında tutabilecek önemli bir noktada bulunmaktadır. Bu bölge geçmişte olduğu gibi günümüzde de üzerinde ve yakın çevresinde dünya güç dengesini etkiyeyecek düzeyde, sürekli ve çok yönlü çıkar ve güç çatışmalarına sahne olan, hassas bir coğrafi konuma sahip bulunmaktadır. Bu konumu ile Türkiye; Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarının düğüm noktası olarak nitelendirilen Akdeniz ve Orta Doğu’nun Doğu-Batı ve Kuzey-Güney ekseni üzerinde bir köprü özelliğine sahiptir. Yine bu konumu sebebiyle farklı özelliklere sahip Avrupa, Asya ve Afrika ülkelerinin fiziki, sosyal ve ekonomik mihverleri üzerinde çakışmakta, diğer bir ifadeyle dünya güç merkezlerinin her türlü çatışmalarında kullanacakları mihverler Türkiye’den geçmektedir. Ayrıca Türkiye Coğrafyası diğer bir ifade ile tüm kara, deniz ve hava sahası, Avrupa ve Asya’dan; Ortadoğu, Basra Körfezi ve Afrika’ya stratejik düzeyde kuvvet intikali için lüzumlu bir bölge olduğu gibi yukarıda belirtilen bu bölgeleri kontrolü altında bulundurur.

Tüm bu özellikleri O’na, dünya güç merkezleri için mutlak kontrol ve elde bulundurulması gerekli bir hedef olma niteliği kazandırmaktadır. Ayrıca bu bölgenin Boğazlara sahip olması dolayısıyla Doğu Akdeniz ve daha ileride Basra Körfesi’ne hükmetmede daima büyük avantaja sahip olması, değerini daha da arttırmaktadır. Özet olarak ifade etmek gerekirse Türkiye’nin dolayısıyla Osmanlı Devleti’nin jeopolitik, Jeostratejik değeri onun hassas coğrafi konumundan kaynaklanmaktadır. Günümüzde de Türkiye’nin jeopolitik ve jeostratejik önemi artarak devam etmektedir. Yeni dünya düzenini oluşturmaya çalışan büyük güçlerin Balkanlar, Kafkaslar, Ortadoğu ve Orta Asya’da söz sahibi olabilmek için Türkiye’ye büyük bir önem vermeleri bunu göstermektedir.

6. Büyük Devletlerin (Düvel-i Muazzama) Osmanlı Devleti Üzerindeki Emelleri ve Uyguladıkları Baskı Metodları

Yakınçağ’da Osmanlı siyasi literatürüne “Düvel-i Muazzama” diye geçen bir takım devletler vardı. Bu büyük dünya devletlerinden biri hariç diğerleri Avrupa’da bulunuyordu. Bu devletler: İngiltere, Rusya, Fransa, Almanya, A.B.D, İtalya, Avusturya-Macaristan’dı. Bazıları, günümüz dünyasının politikasında da bütün ağırlığı ile mevcut bulunan bu devletlerin tarihteki Osmanlı politikaları genellikle aleyhte cereyan etmiştir. Onların bu politik tavırları Osmanlı Devleti’nin yıkılışında oldukça etkili olmuştur.

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Şu Sayfamız Çok Beğenildi
KPSS Tarih Altın Bilgiler