Yeni Assur ve Babil Uygarlıklarında Kentleşme ve Sanat

18 Temmuz 2014 tarihinde tarafından eklendi.

Yeni Assur Krallığı’nın güçlenmesi, yeni başkent ve eyalet merkezlerinin inşası, anıtsal yapıların çoğalması, daha gösterişli heykel ve kabartma yapımına zemin hazırlamış gözükmektedir. Ekonomik ve siyasal alanda elde edilen güç, imparatorluğun ihtişamını gösteren birer propaganda aracı olarak bu tür yatırımları hızlandırmıştır. Bu dönemde Assur kralları, üç başkent, birçok eyalet merkezi, sayısız tapınak ve saray inşa etmiştir. Bütün bu kentler ve imar faaliyetlerinin gelişmiş bir altyapı sistemi vardır. Uzak bölgelerden içme suyu getirilmiş, bentler ve yollar inşa edilmiştir.

KENTLEfiME VE SANATYeni Assur döneminde inşa edilen başkent ve eyalet merkezlerinin ortak bir plan anlayışı vardır. Assur kentleri iki bölümden oluşur: Sitadel ve aşağı şehir. Ayrıca başkentlerde bir kışla saray (ekal maraşti) daha vardır. Sitadel, kentin yüksek bölümünde yer alırdı. Çevresi ayrı bir surla çevrilen sitadelde saray, tapınak ve kral ailesinden yöneticiler için yapılmış konaklar bulunurdu. Sarayın çevresinde botanik bahçesi bulunmaktaydı. Bu bölümde farklı türde hayvanlar da beslenmekteydi. Bu gelenek Doğu krallıklarında çok uzun süre benzer biçimde devam etmiştir. Aşağı şehir, halkın yaşadığı bölümdü.

Bütün kentin çevresi ayrıca surla çevrilmişti. Surların kalınlığı yirmi metreyi aşmaktaydı.Assur kentleri, oldukça büyüktü. II. Aşurnasirpal’ın inşa ettiği Kalhu 360 hektar, II. Sargon’un kurduğu Dur-fiarrukin (Horsabad) 300 hektar, son başkent Ninive yaklaşık olarak 750 hektar genişliğindeydi. Sennaherib kente seksen kilometre uzaktan, kanal ve sukemerleriyle su getirtmişti.

Assur Krallığı’nın MÖ ikinci binyılın başından beri geleneksel başkenti olan Assur kenti yerine yeni başkenti kuran II. Aşurnasirpal açılışı törenine ülkenin dört bir yanından 70 bine yakın kişi davet etmiş ve 10 gün boyunca ziyafetler vermişti. Kalhu II. Sargon dönemine kadar yapılan birçok inşaatla görkemli hale gelmiş ve başkent olarak kullanılmıştır.
Kalhu kenti surları 7,6 km uzunluğundadır. İçinde II. Aşurnasirpal tarafından yaptırılan “Kuzeybatı Sarayı” ve tapınaklar yer alır. Assur sarayları iki avlu çevresine yerleştirilmiş, kabul salonu, harem ve diğer mekânlardan oluşmaktaydı. Kabul salonu, propaganda amaçlı yapılan taş kabartma levhalarla süslenmişti.

Ana girişlere kötü ruhlardan korunmak amacıyla etkileyici büyüklükte lamaşşular yerleştirilmişti. Kabul salonuna yerleştirilen kabartmalarda kral, diğer kabartmalardan daha belirgin ve ön planda işlenmiştir. Tanrı kabartmaları ve kutsal sembollerle birlikte gösterilen kralın en etkileyici kabartmaları savaş ve av sahneleridir. Bu kabartmalar saraya gelen ziyaretçilerin görebileceği şekilde düzenlenmişti.Yeni Assur Krallığı döneminde kurulan ikinci başkent Dur-fiarrukin’dir. II. Sargon, kendi adını verdiği kenti, daha önce yerleşilmemiş bir bölgede bütün birimleriyle planlayarak inşa etmiştir.

Kenti çevreleyen surların kalınlığı yirmi dört metre, uzunluğu ise yedi km kadardır. Sitadelde kendisi için inşa ettirdiği sarayın 200’den çok odası vardır. Sarayın kapılarına lamaşşular, duvarlarında da kabartmalar yerleştirilmiştir. Ülkenin dörtbir yanından getirilen zanaatkâr ve on binlerce iş-çinin çalıştığı kentin inşası yaklaşık on yılda tamamlanmıştır. II. Sargon’un son yıllarında tamamlanan kent, kralın ölümünden sonra terk edilmiştir. Sargon, başkent dışında, eyaletlerden Harran, Til Barsip, Kargamış ve Malatya’da da bazı yönetim binaları yaptırmıştır.

II. Sargon’un ölümünden sonra tahta geçen Sanhêrib Ninive’yi (Koyuncuk) baş-kent olarak yeni baştan inşa etmiştir. Sennaherib Kalde, Arami, Manna, Kue, Filistin ve Tyre’den tehcire tabi tuttuğu halkların işgücünden yararlandı. Yeni başkentin çevresi on üç km uzunluğunda surlarla çevrildi. Yeni sarayın girişi de Kuzey Suriye’deki Geç Hitit saraylarının modeli örnek alınarak “Bit Hilani” tipinde sütunlarla süslendi. Kapılar, Amanos Dağlarından getirilen sedir ağaçlarından yaptırıldı. fiehirde kışla saray (ekal maşarti) ve botanik bahçesinin yanı sıra su gereksinimini karşılamak için sukemerleri ve uzun kanallar inşa ettirdi.

Yeni Assur döneminin sonlarındaki en güçlü krallardan biri olan Aşurbanipal da Ninive’de büyük inşa projeleri gerçekleştirdi. Sitadeldeki Kuzey Sarayı’nın duvarları yaşamı boyunca yaptığı önemli savaşları anlatan taş kabartmalar ve av sahneleriyle bezenmişti.Mezopotamya’nın en görkemli kentlerinden biri ve bu bölgede gelişen uygarlıkların son başkenti Babil idi. Babil, Yeni Assur Krallığı’nın yıkılışından sonra yüz yıla yakın bir dönem tek başkent olarak hizmet etmiştir. Babil MÖ ikinci binyılın ilk yarısında ünlü kanun yapıcı Hammurabi’nin sülalesine de başkentlik yapmıştı. Günümüze ulaşan anıtsal kalıntıların çoğu Yeni Babil döneminin güçlü kralları Nabopolassar ve Nebukadnezzar dönemine aittir.

Babil’in boyutları 850 hektar kadardı. Bölgenin en büyük yerleşmeleri arasındaki kentte yaklaşık seksen bin kişinin yaşadığı varsayılmaktadır. Kentin çevresi iki sıra halinde surlarla çevrilmişti. Savunmayı güçlendirmek amacıyla surların dışına bir de hendek kazılmıştı. Fırat nehri kentin ortasından geçmekteydi. Nehrin doğu yakasında, kuzeyden güneye doğru sırasıyla Nebukadnezzar’ın sarayları, Babil Kulesi olarak adlandırılan ziggurat ve Marduk Tapınağı Esagila gibi önemli yapılar sıralanmıştı. Orijinal yüksekliğinin doksan metre kadar olduğu hesaplanan zigguratın günümüze yalnızca kalıntıları ulaşmıştır. Yazılı kaynaklarda Babil’de bin kadar da tapınak olduğu kaydedilmektedir.

Kentteki saraylar, Assur saraylarından daha büyük ve renkliydiler. Kentin güneyindeki saray beş büyük avlu çevresinde toplanmış mekânlardan oluşmaktaydı. Taht odası, olağanüstü boyutlarda yapılmış; duvarları çeşitli bitki ve hayvan motişeri ve geometrik desenlerle bezeli sırlı tuğlalarla kaplanmıştı.Babil kentinin en görkemli bölümü, adını aşk ve savaş tanrıçasından alan İştar Kapısı idi. Kapı ve çevresindeki surlar sırlı tuğlalardan aslan, ejder, boğa ve rozet bezemeleriyle süslüydü. Bunların büyük bölümü arkeolog Koldewey ve ekibi tarafından Almanyadaki Berlin Müzesi’ne taşınmış ve orada yeniden düzenlenmiş-tir. Bir bölümü de İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir. Babil’in mitolojik öykülere konu olan “Asma Bahçeleri” ise günümüze ulaşmamıştır.
Sanat
Yeni Assur Krallığı döneminde sanatın ulaştığı seviyeyi gösteren en önemli eserler, saray duvarlarını süsleyen kabartmalardır. Başkent Kalhu, Dur-fiarrukin ve Nini-vedeki saraylar için dönemin sanatçıları tarafından yapılan bu kabartmalardaki figürler, yukarıda söylediğimiz gibi devletin gücünü ve kralın başarılarını ölümsüzleştirmek amacıyla düzenlenmişti. Mezopotamya uygarlıklarının keşfedilmeye başlandığı on dokuzuncu yüzyılda özellikle Londra/British Müzesi ve Paris/Louvre Müzesi adına Kuzey Irak’ta kazılar yapan Batılı uzmanlar bu saraylardaki eserlerin çoğunu ülkelerine götürmüşlerdir.

SanatHalen Assur sanatının bu en gözde eserleri söz konusu müzelerde sergilenmektedir. Babil’in sanat eserinin en görkemlileri, yukarıda sözünü ettiğimiz ünlü İştar Kapısı kabartmalarıyla birlikte Almanya’ya götürülmüştür.Yeni Assur döneminde kabartmalar sarayın ve tapınakların görülebilen bölümlerine yerleştirilmekteydi.

Resmi devlet işlerinin yapıldığı kralın kabul salonunda en görkemli kabartmalar bulunmaktaydı. Kabartma yapma anlayışı, Geç Hitit kent devletlerinde yaygın bir gelenekti. Hemen hemen bütün kentlerin anıtsal giriş kapılarının çevresinde bu tür kabartmalarla süslü “ortostat” adı verilen taşlar bulunurdu. Yeni Assur Krallığı’nda kabartmaların mimarinin bir parçası olarak uygulanması Geç Hitit etkisiyle yaygınlaşmıştır.

Yeni Assur döneminde taş bloklar üzerine işlenen sahneler, seferlerden, sefer sonrası yapılan kutlamalardan, dini törenlerden ve av sahnelerinden seçilmiştir. Bütün bu sahnelerde kral kusursuz bir biçimde yüceltilmiş olarak gösterilmiştir. Sahnelerin ayrıntıları, figürleri tanımlayan özellikler ve verilmek istenen mesaj büyük bir hassasiyetle belirlenmiş, benzer kabartmalarda benzer biçimde uygulanmıştır. Bu durum Yeni Assur döneminde sanatçıların belli kuralları öğrendikleri bir okulda yetiştiklerini göstermektedir. Bu okullarda eğitilen yetenekli sanatçıların sarayda görev yaptığı anlaşılmaktadır.

Sahneler sarayın duvarlarına yerleştirilen iki metre kadar yükseklikteki yassı taş levhalar üzerine işlenmiştir. Av, savaş veya kutlama sahneleri birbirini izleyen birçok taş boyunca devam etmektedir. Bazı sahnelerin yukarıdan aşağıya doğru yatay hatlar arasına da işlendiği görülür. Kral, başında sivri uçlu başlığı ve elinde asası, üzerindeki giysisi ve bunun gibi birçok ayrıntı ile kolayca fark edilecek biçimde işlenmiştir. Yukarıda belirttiğimiz gibi Yeni Assur döneminde bir olayın öyküsü, arka arkaya film şeridi gibi taş levhalara işlenmeye başlanmıştır. Özellikle MÖ yedinci yüzyılda yapılan savaşlardan ayrıntılar oldukça canlı bir biçimde resmedilmiştir.

Bu öykücü anlatım imparatorluğun sonlarında daha karmaşık bir biçimde savaş sahnelerine de uyarlanmıştır. Aşurbanipal döneminde Elam kralına karşı kazanılan savaş, kralın öldürülüşü ve başının kesilerek Ninive’ye getirilişini anlatan sahneler bu değerlendirmeye örnek verilebilir.Yeni Assur sanatının özgün ve bu dönemin özelliklerini yansıtan yanları yanında geleneksel yanları da bulunmaktadır. İşlenilen bazı sahnelerdeki betimlemeler Sümer döneminden bu yana yinelenen öğelerdir. Örneğin iki tekerlekli savaş arabası ve altındaki ölü düşman askerini gösteren sahneler, Sümer dönemine ait ünlü Ur Standardı üzerindeki üslubuyla Yeni Assur dönemine kadar tekrar tekrar yapılmıştırKrallığın genişlemesi ve bir imparatorluk haline dönüşmeye başlamasına paralel olarak bu sanat dalında da yenilikler yapılmıştır.

Aslan, boğa, yabani at, geyik ve ceylan gibi hayvanların avlandığı sahnelerde kahraman yine, büyük avcı kraldır. Aşurbanipal dönemi kabartmalarında gösterildiği gibi, bazen sarayın botanik bahçesinde beslenen aslanlar, halkın huzurunda yapılan kontrollü bir av şenliğinde kafesten bırakılmakta, kral da bu aslanları avlamaktaydı.Yeni Assur döneminde heykeller genellikle tapınaklara armağan olarak yapılmaktaydı. Az sayıda heykel günümüze ulaşmıştır. British Müzesi’ndeki II. Aşurna-sirpal ve İstanbul Eski fiark Eserleri Müzesi’ndeki oğlu III. Şalmaneser’e ait olan iki heykel seçkin örnekler arasındadır.

Lamaşşular, Yeni Assur sanatının ağırlıkları kırk tona ulaşan anıtsal ve seçkin örneklerdir. Bunlar, insan başlı, hayvan gövdeli ve kanatlı olarak yapılan ve kötü ruhlardan sarayı korumak için sarayın girişine konulan heykellerdi. Assur kralları, tek parça taştan yapılan bu tür heykellerin, taş ocağından başkente getirilişini konu alan kabartmalar da yaptırmışlardır. Bu kabartmalardan anlaşıldığı kadarıyla kabaca işlenmiş olan lamaşşu bir kızağın üzerine yerleştirilmekte, yüzlerce kişi, urganlar yardımıyla çekerek lamaşşuyu taşımaktaydı. Kral da bu tür büyük projelere eşlik etmekteydi.

Taş üzerine işlenen kabartmalardaki figürler gerçek renklerine boyanmıştı. Bazı sarayların duvarlarına doğrudan boya ile kralın eylemlerini anlatan sahneler de çizilmiştir. III. Tiglat-pileser’in Til Barsip sarayında bu uygulamanın kısmen sağlam bir örneği günümüze ulaşmıştır.Yeni Assur döneminde, başarıların hikâyeci anlatımı taş kabartmalar yanında bronz levhalar üzerine de uygulanmıştır. III. fialmaneser dönemine ait Balawat kapı kabartmaları bunun en iyi korunmuş örneğidir. Günümüzde British Müzesi’nde olan bu levhalar, yüksekliği 7 m kadar olan ahşaptan çift kanatlı bir kapı üzerine yapılmıştır.

BABİL KENTİNİN İŞTAR KAPISIBu levhalar üzerinde, Şalmaneser’in ilk 10 yılının önemli olayları öykücü bir üslupta anlatılmıştır. Sahnelerin üzerine çiviyazılı notlar da eklenerek sefer-ler vurgulanmıştır. Burada işlenen sahneler arasında, ordunun Doğu Anadolu’nun dağlık bölgesine ilerleyişi ve kralın Dicle’nin kaynağına ulaşarak burada kendi kabartmasını yaptırışı da yer alır.

Yeni Assur döneminde sarayın ve tapınakların dışında, kentlerin meydanına dikilen steller üzerinde ve sefer yapılan bölgelerde ana kayalara işlenen kabartmalar da yapılmıştır. Bu kabartmalarda Assur yüceltilirken düşman ülkelerin yöneticileri aşağılanmıştır.

Örneğin III. Şalmaneser’in yaptırdığı Siyah Obelisk denen dört yüzü işlenmiş taş anıtta İsrail kralı Jehu III. Şalmaneser’in ayaklarına kapanırken gösterilmektedir. Benzer bir şekilde Esarhaddon Zincirli’de (Sam’al) diktirdiği stelde Fenike kralını ve Mısır yöneticisini benzer bir anlayışla ayaklarının dibinde, oldukça küçük ve dudaklarına halka takılmış biçimde resmettirmiştir.Assur sanatı, burada bir bölümünü özetlediğimiz anıtsal boyutlardaki taş eserlerin yanı sıra, Suriye ve Filistin bölgesinin etkisiyle fildişi ve cam; geleneksel Mezopotamya sanatının devamı olarak da damga ve silindir mühürcülük konusunda da son derece parlak ürünler vermiştir.

Yeni Babil sanatı, birçok bakımdan geleneksel Mezopotamya sanatının devamı olmakla birlikte kendine has özellikleri daha belirgindir. Özellikle İştar Kapısı ve sarayların duvarlarına uygulanan renkli kabartmalar Babil sanatını yansıtan özelliktedir. Tanrı ve tanrıçaların kutsal hayvanlarının işlendiği bu kabartmalar oldukça zor bir teknolojinin ürünüydü. Bir bütünün parçaları olarak üretilen her bir kerpiç kabartma, kompozisyonu oluşturmak üzere renklendirilerek pişiriliyor, sırla kaplanıyor ve tuğla haline getiriliyordu. Bunlar da panolar içinde yerine yerleştirilerek tanrıça İştar’ın aslanı, tanrı Adad’ın boğası, Marduk’un ejderhası yapılıyordu.

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz