Yeni Assur ve Babilde Krallıktan İmparatorluğa

16 Temmuz 2014 tarihinde tarafından eklendi.

Bir saray entrikasıyla tahta çıkan III. Tiglat-pileser, Assur Krallığı’nın yıkılışına kadar devam eden kesintisiz genişleme sürecini başlatan kraldır.III.Tiglat-pileser, bütün ülkede etkinliğini artırmak için bir dizi reform gerçekleştirdi. Eyaletleri küçülttü, orduyu güçlendirdi ve haberleşme ağı kurdu. Bu dönemde Assur Kralığı’nın çevresinde önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Kuzeyde Urartu, sınırlarını Kuzeybatı İran’daki Urmiye havzasına, batıda da Geç Hitit krallıklarının bulunduğu bölgeye kadar genişletmiş, Assur ülkesine yağma seferleri düzenlemeye başlamştı. Doğuda İran’da Medler güçlerini artırmaktaydılar. Batıda Geç Hitit ve Arami kent devletleri Assur’un zayıf olduğu dönemde yeniden güçlü birer krallık haline dönüşmüş ve ortak düşmana karşı ittifaklar yapacak kadar organize olmuşları. Güneyde Babil ve Kaldeliler Assur’a karşı olan güçlerin merkezinde yer alıyordu.

Tiglat-pileser tahta çıktığında Urartu kralı II. Sarduri, Fırat Nehri çevresine nüfuz etmek için Melid ve Kummuh krallıklarını kendine bağlamış, diğer Geç Hitit devletleri üzerindeki denetimini artırmak için harekete geçmişti. Urartu müttefiklerinin oluşturduğu güçlerle Assur ordusu arasındaki savaş MÖ 743 yılında Adıyaman bölgesindeki Halpa’da (Gölbaşı) gerçekleşti. Assur ordusu büyük bir zafer kazandı. Urartu bu savaştan sonra ülkesinin batısındaki etkinliğini bir süre için kaybetmiştir. Ancak Assur’un da Torosların kuzeyine egemen olduğunu söylemek zordur. Tiglat-pileser, Urartu’ya karşı ikinci büyük seferini MÖ 735 yılında yaptı.

Assur ordusu bu kez Urartu’nun başkentine kadar ilerleyerek Tuşpa’nın surlarını kuşatmıştır. Assur yazıtlarının abartılı ifadeleri bile başkentin düştüğünü söylememektedir. Urartu bu savaştan büyük yara almakla birlikte kısa zamanda tekrar toparlanmıştır.Assur Krallığı III. Tiglat-pileser döneminde Yukarı Dicle bölgesindeki Tuşhan adlı eyalet merkezini yeniden inşa etti. Assur ülkesinin batısında Akdeniz kıyı şeridine kadar olan tüm krallıklar vergiye bağlandı. Fırat’ın doğusundaki Arami kenti Hadatu eyalet merkezine dönüştürülerek içinde bir Assur sarayı inşa edildi.
Krallıktan İmparatorluğaIII. Tiglat-pileser’in güneydeki Babil ile ilişkileri başlangıçta dostça olmakla birlikte Kaldelilerin MÖ 729 yılındaki isyanı sonrasında Babil doğrudan Assur’a bağlandı. Tiglat-pileser “Sümer ve Akkad Ülkelerinin Kralı” unvanını da kullanarak kendini Babil kralı ilan etti. Tiglat pileser, doğuda Zagros Dağlarını aşarak Medlerle savaşmış (737-736) ve aldığı binlerce esiri başka bölgelere nakletmişti. Ancak bölgede Assur’a bağlı bir yönetim oluşturma çabası sonuçsuz kalmıştır.

III. Tiglat-pileser’den sonra kısa bir süre tahta oturan V. fialmaneser’in ardılı II. Sargon birçok alanda babası III. Tiglat-pileser’in politikasını izlemiştir. Yerel yöneticilerin idaresinde olan ve Assur’a vergi veren Kargamış, Kue, Atuna, Tabal ve Melid gibi Geç Hitit krallıkları, Orta Anadolu’da güçlenen Muşkili Mita (Frig kralı Midas) ile birlikte Assur’a karşı direnme konusunda işbirliği yapmışlardı. Mısır, Doğu Akdeniz bölgesini Assur’a kaptırmamak için mücadele ediyordu. Torosların kuzeyindeki Urartu Krallığı Urmiye havzasındaki etkinliğini artırıyordu.

MÖ sekizinci yüzyıl sonlarında kuzeyden Anadolu’ya yönelen Kimmer göçleri ise yalnızca Assur için değil bütün bölge krallıkları için tehlike olmaya başlamıştı. Bütün bunlara ek olarak güney komşusu Babil, Elam’ın devreye girmesiyle yeniden Assur’a karşı cephe oluşturma sürecine girmişti.

Sargon Geç Hitit krallıkları üzerinde hâkimiyet kurmak için büyük çaba harcadı. Frig kralı Midas’ın desteğini alan Tabal Assur’un yeni hedefi olmuştu. Sargon bu ittifaka karşı MÖ 718 yılında bir sefer yapmış, karşı cephede yer aldığı anlaşılan Kargamış kralı Pisiris de cezalandırılmıştır. Ancak Mezopotamya coğrafyasından farklı olan dağlık Toroslardaki savaşın, Assur yazıtlarının kaydettiği kadar başarılı olmadığı anlaşılmaktadır. Birkaç yıl sonra Sargon (MÖ 715) Frig kralı Midas, Tabal ve Urartu koalisyonuna karşı batıya bir sefer daha yapmak zorunda kalmıştır. Assur’a karşı büyük direnç gösteren Tabal, coğrafi konumu nedeniyle avantajlıydı.

Bu bölgedeki ittifak ancak Kimmerlerin Anadolu içlerine ilerlemesiyle dağılmış, Frigler Assur’dan yardım istemek zorunda kalmışlardı. Ancak Tabal bir direnç noktası olarak kaldı. Nitekim Sargon MÖ 705 yılında son seferini yine Tabal üzerine yapmış ve bu savaşta ölmüştür.Assur’un Urartu ile mücadelesi MÖ 714 yılında yapılan büyük bir sefer kapsamında başladı. Urmiye Gölü’nün güneyindeki Manna ve Zikirtu bölgelerine ilerleyen Assur ordusu, dağlık bölgede karşılaştığı Urartu ordusunu bozguna uğrattı. Sargon bu sefer sırasında Urartuların ulusal tanrısı Haldi’nin Van Gölü’nün güneyindeki Muşaşir Tapınağı’nı yağmaladı. Urartu, bu yenilgiden sonra Urmiye havzasından çekilmek zorunda kaldı.

Assur’un Suriye ve Doğu Akdeniz bölgesinde kurduğu üstünlük Mısır’ın aynı bölge ile ilgilenmesi nedeniyle sık sık kesintiye uğramaktaydı. Sargon bu bölgedeki güçlerle MÖ 720 yılında Karkar mevkiinde savaştı ancak kısa bir süre sonra Mısır’ın bölgeye müdahalesi yüzünden tekrar sefer yapmak zorunda kaldı. İki savaşsonunda Assur orduları bütün Doğu Akdeniz kıyı şeridini Mısır sınırına kadar denetim altına almış, hatta Mısır haraç ödemek zorunda bırakılmıştır.

Sargon’dan sonra tahta çıkan Sanhêrib (Sennaherib) sınırları genişletmeye devam etti. Bu dönemin en önemli gelişmesi güneydeki Babil’in yakılıp yıkılması ve yeni bir başkent olarak Ninive’nin inşasıdır. Başlangıçta Sanhêrib’in Babil politikası, bu kutsal ve önemli güç merkezinin saygınlığına zarar vermeden denetim altında tutulması üzerine kuruluydu. Mezopotamya’da Babil’deki tapınaklara ve kült merkezlerine duyulan saygı Assur krallarını buna mecbur bırakmaktaydı. Bu doğrultuda Sanhêrib Elam’ın Babil ile ilişkisini kesmeye çalışılmış, Babil’de kendi yandaşı bir kralı tahta oturtmuş, bu da çözüm olmayınca kendi oğlunu burada yönetici yapmıştır.

Ancak bütün bu uygulamalar Babil’i Assur’un denetiminde tutmaya yetmemiştir. Sanhêrib MÖ 700 yıllarında yaptığı bir seferle direnç oluşturan bütün kentleri ve Babil’i yerle bir etmiştir. Surlar ve tapınaklar yıkılmış, ülke yağmalanmıştır. Tanrı heykelleri Assur’a getirilmiştir. Mezopotamya ve özellikle de Assur halkı tanrıların rahatsız edilmiş olduğunu düşünerek bu olay nedeniyle cezalandırılacakları inancıyla büyük bir endişe ve korkuya kapılmışlardır.

Sanhêrib, babası gibi Doğu Akdeniz kıyılarına da sefer yapmış ve Mısır sınırına kadar olan bölgeyi yağmalamıştır. Yahuda Krallığı’nın başkenti Lakiş’in halkı sürgün edilmiş, Kudüs ağır bir bedel ödeyerek yağmadan kurtulmuştur. Kudüs’ün kuşatılması Tevrat’ta da anlatılır. Sanhêrib MÖ 696 ve 695 yıllarında babası Sargon’a direnmiş olan Kue ve Tabal üzerine gitti. Çukurova’nın önemli kenti Tarzi’yi (Tarsus) ele geçiren Sanhêrib buraya kendine bağlı bir yönetici tayin etti. Tabal seferinin ise başarısız olduğu anlaşılmaktadır.Sanhêrib’den sonra, Assur tahtında on iki yıl kadar kalabilen, Esarhaddon kral oldu.

Assur yazılı belgeleri bu döneme sığdırılan birçok ilginç olay arasında Mısır’ın önemli kenti Memphis’in yağmalanmasını ve Babil’in itibarının iadesi için atılan adımları öne çıkarırlar.Esarhaddon Doğu Akdeniz kıyılarına ve Mısır’a MÖ 679, 674 ve 671 yılında üç sefer yapmış, sonuncusunda Mısır’ın başkenti Memphis’i ele geçirerek “Aşağı ve Yukarı Mısır’ın Fatihi” unvanını adının önüne ekletmiştir. Babil’in yağmalanmasının toplum üzerindeki olumsuz etkisini azaltmak amacıyla bu dönemdeki kazanımlarının bir bölümünü Babil ve çevresinin imarına harcamıştır. Assur’a taşınmış olan tanrı Nabu heykelleri de Babil’deki asıl mekânlarına yerleştirilmiştir.

Anadolu Demir Çağı krallıklarından Urartu, Frig ve Lidya için olduğu kadar Assur için de gittikçe büyüyen tehlike Kimmer göçleriydi. Esarhaddon MÖ 679 ile 676 tarihlerinde Anadolu’daki Kimmerler üzerine en az iki sefer yapmıştır. Ancak yazılı belgelerin söylediklerinin aksine Kimmer tehlikesi azalmamış, onları izleyen İskit adlı yarı göçebe toplumun da Anadolu ve İran’a gelmesiyle problem büyümüştü.Esarhaddon’dan sonra Assur tahtına geçen Aşurbanipal yıkılış sürecinin en güçlü kralıdır. Assur’un bu dönemdeki öncelikli hedefinde yine Mısır, Babil, Elam ve Kimmerler vardı. Aşurbanipal Mısır’a karşı iki sefer gerçekleştirmiştir.

MÖ 667 yılında Memphis, 663 yılında da Teb kenti ele geçirilerek yağmalanmıştır. Aşurbanipal Babil’de kardeşi fiamaş-şum-ukin’i kral ilan etmişti. Ancak Elam kralı Teumman’ın Güney Mezopotamya kentlerini işgal etmesi, Assur ile çatışmayı kaçınılmaz hale getirmişti. Aşurbanipal’ın ordusuyla Elam ordusu MÖ 653 yılında Ulai Nehri kıyısında karşılaşmış, savaş, Elam ordusunun bozgunuyla son bulmuştur. Ancak Babil kralı olan kardeşinin Assur’a karşı ittifak arayışlarına girmesi birkaç yıl sonra Assur ordularının Babil’e gir¬mesine zemin hazırlamıştır. Babil bir kez daha yakılıp yıkılmıştır. Aşurbanipal Babil’den sonra Elam ülkesinin başkenti Susa’yı da ele geçirip yağmalamıştır.Aşurbanipal döneminde Harran kült merkezi olarak öne çıkarılmıştır. Kralın kardeşlerinden biri, Harran’daki ay tanrısı Sin’in en yüksek rahibi olarak görev almıştı.

Anadolu’nun batısı bu dönemde Kimmer saldırılarına direnmeye çalışıyordu. Lidya kralı Gyges Kimmer baskısına tek başına direnemeyeceğini anladığı için dönemin en büyük gücü olan Assur’dan yardım istemişti.

  • Midas: MÖ sekizinci yüzyılın önemli siyasal aktörlerinden biri Frig kralı Midas’tır. Kargamışlı Pisiris ve Assur kralı II. Sargon ile çağdaş olan bu kral, Assur yazıtlarında Muşkili Mita olarak anılır.

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Şu Sayfamız Çok Beğenildi
Tarih Kodlamaları