Yeni Türk Devleti’nde Anayasa Hareketleri

25 Ocak 2014 tarihinde tarafından eklendi.

Yeni Türk Devleti’nde Anayasa Hareketleri

Bir devletin gücünü nereden aldığı ve buna bağlı olarak hangi ilkeler çerçevesinde yönetileceği hususunda en belirleyici unsur şüphesiz o devletin Anayasasıdır. Dolayısıyla, Millî Egemenlik gibi yeni bir sistem benimsenerek, bu esasa göre teşkil edilmiş olan Yeni Türk Devleti’nin de bir Anayasasının olması tabiidir. Ancak, bir Anayasanın hazırlanarak yürürlüğe konulması zaman isteyen bir iştir. Bu sebeple, Yeni Türk Devleti’nde Anayasanın kabulünden önce daha pratik olduğu için Anayasa niteliğinde bazı kanunlar çıkarılmıştır.

Şimdi bu kanunları ele almaya çalışalım.

İlk Anayasanın Kabulünden Önce Çıkarılan Anayasa Niteliğindeki Kanunlar

Millî Mücadele döneminin devlet müessesesi; milletin içinden doğan, millî hayatı fiilen sevk ve idare eden ve her alanda milletin hem temsilcisi, hem de organizatörü olan bir teşkilat idi. Yani bu dönemde devlet, millete dayanan, gücünü milletten alan ve milletin hakimiyetini her şeyin üstünde tutan bir yapıdaydı.

Bu anlamda Yeni Türk Devleti, millî hakimiyet esasını benimsemiş olması sebebiyle, hakimiyetin kaynağı konusunda Osmanlı Devleti’ne göre farklı bir özellik gösteriyordu. Sadece bu farklılıkla da yetinmeyen Yeni Devlet, modern ve halkçı bir yapıyı benimseyip geliştirmek düşüncesindeydi. Bu yapının gerçekleşebilmesi için ise, sistemin temelini oluşturacak bazı yeni kanunların hazırlanarak uygulamaya konulması gerekiyordu.

23 Nisan 1920 tarihinde TBMM’nin açılmasıyla da, başta bu yöndeki kanunların hazırlanması işi olmak üzere, Mecliste yoğun bir çalışma başlatılmıştı. Çünkü, Mustafa Kemal’in 22 Nisan 1920’de bütün askerî ve mülkî erkana gönderdiği telgrafta da belirttiği gibi, meclisin açılmasından itibaren, bütün makamlar ve millet adına karar verecek tek merci TBMM olmuştu. Dolayısıyla devlet ve millet adına her türlü kararın mecliste alınması gerekiyordu.

Bu düşünce doğrultusunda Yeni Türk Devleti’nin ilk siyasî organı olarak açılmış olan TBMM’de, 23 Nisan günü, devletin ve milletin geleceğiyle ilgili olarak, meclisin en yaşlı üyesi sıfatıyla Şerif Bey tarafından yapılan konuşmada; Türk Milleti’nin yabancı köleliğine karşı çıkarak, geleceğini tayin etmek hakkına sahip bulunduğu ve bağımsızlık yolunda direnmek azminde olduğu vurgulanıyordu.

Bu çerçevede, Mustafa Kemal Paşa, hemen harekete geçiyor ve 24 Nisan günü Meclise sunduğu ilk önergede yer alan;

1) Hükümetin kurulması zaruridir.

2)  Geçici olarak bir hükümet başkanı seçmek veya Padişaha bir vekil tanımak mümkün değildir.

3)   Mecliste yoğunlaşan millî iradenin doğrudan doğruya vatanın mukadderatına el koymuş olduğunu kabul etmek temel ilkedir. TBMM’nin üstünde bir kuvvet yoktur.

4)  TBMM yasama ve yürütme yetkilerini kendisinde toplar. Meclisten
seçilecek ve vekil olarak görevlendirilecek bir heyet, hükümet, Meclis başkanı bu heyetin de başkanıdır.

Not: Padişah ve halife baskı ve zorlamadan kurtulduğu zaman, Meclisin düzenleyeceği kanunî esaslar çerçevesinde durumunu alır.

şeklindeki prensipler ile, milletin kendi geleceğini, yine kendisinin seçtiği vekiller vasıtasıyla Mecliste belirlemesi hususunda somut bir adım atıyordu. Yeni Türk Devleti’nin kuruluşunu ve TBMM’nin yetkilerini düzenleyen bu önergede, yeni bir hükümet kurulmasının gerekliliğinin de ifade edilmesinden sonra, Türkiye’de gerçek manada millet hakimiyetine dayanan ilk hükümet kurulmuştur.

Yeni devletin yapısını ortaya koyan ve ilk hükümetin kurulmasına imkan veren bu önerge, aynı zamanda devlet hayatına yeni ilkeler ve devlete yeni özellikler kazandırmıştır. Özellikle millî hakimiyet prensibinin gerçekleştirilmesini sağlamaya yönelik olması sebebiyle büyük bir önem taşırken, aynı zamanda devletin temel ilkesinin de bu prensip olacağının hukukî anlamdaki güvencesi olmuştur.

Millet  hakimiyetini  esas  alan  ve  TBMM  tarafından  kabul  edilen  bu  kanunlar, devlet hayatına getirdikleri yapı değişikliği ve yeni prensipler ile adeta bir anayasa niteliği taşımaktadırlar. Bu sebeple bu kanunlar, ilk anayasanın kabul edilmesinden önceki anayasa niteliği taşıyan kanunlar olarak kabul edilirler.Yeni Türk Devleti’nde ilki 20 Ocak 1921 ve diğeri 20 Nisan 1924’te olmak üzere, iki anayasa hazırlanarak meclis tarafından kabul edilmiştir.

20 Ocak 1921 Anayasası (İlk Anayasa)

23 Nisan 1920 tarihinde Meclisin açılmasıyla yeni bir Türk Devleti kurulmuş olmasına rağmen, çeşitli sebeplerle bu yeni devletin bir anayasası hazırlanarak yürürlüğe konulamamıştı. Dolayısıyla, Yeni Türk Devleti’nde herşeyden önce temel kanun demek olan bir anayasaya ihtiyaç vardı. Bu ihtiyacı karşılamak için de çok geçmeden bir anayasa hazırlıklarına başlandı.

Bu çalışmalar sırasında, 24 Nisan 1920 tarihinde Mustafa Kemal tarafından Meclise sunulan ve millet hakimiyetini esas alan önerge ile, 13 Eylül 1920’de Meclise sunulup, 18 Eylülde Mecliste okunan ve devletin, siyasî, sosyal, idarî ve askerî bakımlardan izleyeceği politikaları ortaya koyan önerge esas alındı.

Bu önergelerde yer alan hususlar çerçevesinde yapılan çalışmaların tamamlanmasıyla hazırlanan anayasa metni 20 Ocak 1921 tarihinde mecliste kabul edildi. İlk anayasanın kabul edilmesiyle, Yeni Türk Devleti’nde bu tarihten itibaren anayasal dönem de başlamış oldu.

23 Madde ve bir de ayrı madde halinde iki kısımdan meydana gelen 20 Ocak 1921 Anayasası, aynı zamanda dağılan Osmanlı Devleti’nin yerine Yeni Türk Devleti’nin kurulduğunun hukukî göstergesidir. Millî Mücadele’nin olağanüstü şartları içerisinde hazırlanmış olan bu anayasa, Meclisin ve Millî Hükümet’in durum ve yetkilerini, şekil ve niteliklerini tespit ve ifade de eder.

Bu anayasada yer alan temel maddeler şunlardır:

1) Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir. Yönetim şekli, halkın mukadderatını bizzat ve fiili olarak yönetmesi ilkesine dayanır.

2) Yürütme kuvveti ve yasama yetkisi, milletin tek ve gerçek temsilcisi olan Büyük Millet Meclisi’nde belirir ve toplanır.

3)   Türkiye Devleti, Büyük Millet meclisi tarafından idare edilir ve hükümeti, “Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti” adını taşır.

4) Büyük Millet Meclisi iller halkınca seçilmiş üyelerden oluşur.

5) Büyük Millet Meclisi’nin seçimi iki yılda bir yapılır. Seçilen üyelerin üyelik süresi iki yıldır ve yeniden seçilmek mümkündür. Eski meclis, yeni meclis toplanıncaya kadar göreve devam eder. Yeni seçimlerin yapılmasına imkan görülmediği taktirde, görev süresi yalnız bir yıl uzatılabilir. Büyük Millet Meclisi üyelerinden her biri, yalnız kendini seçen ilin ayrıca vekili olmayıp, aynı zamanda bütün milletin vekilidir.

6) Büyük Millet Meclisinin genel kurulu kasım başında davetsiz toplanır.

7) Şeriat hükümlerinin uygulanması, bütün kanunların yürürlüğe konması, değiştirilmesi, yürürlükten kaldırılması, antlaşma ve barış imzalanması ve vatan savunmasıyla ilgili savaş ilanı gibi temel haklar, Büyük Millet Meclisi’ne aittir. Kanun ve tüzüklerin düzenlenmesinde, halk için en yararlı ve zamanın ihtiyacına en elverişli fıkıh ve hukuk hükümleriyle, örf ve adetler ve teamüller esas olarak alınır. Bakanlar Kurulu’nun görev ve sorumluluğu özel kanunla belirtilir.

8) Büyük Millet Meclisi, hükümeti oluşturan bakanlıkları, özel kanun gereğince seçtiği bakanlar vasıtasıyla yönetir. Meclis, yürütme ile ilgili işlerde bakanlara görev tayin eder, gerekirse bunları değiştirir.

9) Büyük Millet Meclisi genel kurulu tarafından seçilen başkan, bir seçim dönemi süresince Büyük Millet Meclisi başkanıdır. Bu sıfatla meclis adına imza atmaya ve Bakanlar Kurulu kararlarını onaylamaya yetkilidir. Bakanlar Kurulu üyeleri içlerinden birini başkan seçer. Ancak Büyük Millet Meclisi Başkanı, Bakanlar Kurulu’nun da tabiî başkanıdır.

10) Kanun-ı Esasi’nin bu maddelere aykırı düşmeyen hükümleri eskisi gibi yürürlüktedir.

Görüldüğü gibi, 20 Ocak 1921 Anayasasına göre kuvvetler birliği prensibi benimsenerek,   bütün   kuvvet   ve   yetkiler  TBMM’de   toplanmıştır.   Özellikle “Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir, Yürütme yetkisi Meclise aittir ve Devlet Meclis tarafından idare edilir.” şeklindeki maddelerle, memleketin işgalinden itibaren ortaya çıkan Kuva-yı Milliye hareketinin ruhunda da olduğu gibi, millet ve onun temsilcisi olan Meclis ön plana çıkarılmıştır.

20 Ocak 1921 Anayasası’nda, 29 Ekim 1923’te cumhuriyetin ilanıyla birlikte bazı değişiklikler yapılmış ve bu anayasa 20 Nisan 1924’e kadar bir müddet daha yürürlükte kalmıştır.

20 Nisan 1924 Anayasası (İkinci Anayasa)

İnsanlar ve toplumlar, değişen şartlara göre sürekli değişme ve ilerleme halindedirler. Bu değişme ve ilerleme zaman içinde toplum hayatında bir takım değişiklikleri de beraberinde getirmektedir. Bu çerçevede, kanunlar yada anayasalar da değişikliğe uğrayabilmekte ve toplumların ihtiyaçlarına cevap verebildikleri sürece yürürlükte kalmaktadırlar.

1921 Anayasası, hiç şüphe yok ki, ülkede olağanüstü şartların yaşandığı bir dönemde hazırlanmıştı. Ayrıca bu anayasanın kabulünden sonra, toplum hayatında büyük değişikliklere sebep olacak önemli inkılâplar gerçekleştirilmişti. Bu çerçevede, saltanat kaldırılmış, cumhuriyet ilan edilmiş, hilafet kaldırılmış ve Tevhid-i Tedrisat Kanunu kabul edilmişti. Bu inkılâplar eğitim öğretim alanında ve sosyal hayatta önemli değişiklikler meydana getirmişlerdi.

Zaten olağanüstü şartlarda hazırlanmış olan 1921 Anayasası, toplumdaki bu değişiklik ve gelişmeler karşısında, iyice yetersiz kalmış, dolayısıyla yeni bir anayasanın hazırlanması kaçınılmaz hale gelmişti. Bu sebeple, yeni bir anayasa için çalışmalara başlanmış ve bu çalışmaların tamamlanmasından sonra hazırlanan yeni anayasa, 20 Nisan 1924 tarihinde TBMM’de kabul edilerek yürürlüğe girmiştir.

20 Nisan 1924 Anayasası, toplam altı bölüm ve 105 maddeden meydana gelmektedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin bu ikinci anayasası, Millî Mücadele’nin kazanılmasından ve cumhuriyetin ilanından sonra kararlı bir düzene kavuşmuş olan yeni devletin demokrasi prensiplerine değer veren bir nitelik taşır.

1924 Anayasası, 1921 Anayasasına göre yumuşak bir kuvvetler ayrımına yer vererek, parlamenter sisteme geçişte biraz daha kolaylık sağlarken, “Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir” ibaresiyle, devletin yönetim şekli ve demokratik yapısını da güvence altına almıştır. Bu anayasada da yine, öncekinde olduğu gibi, millet egemenliği devletin var olma sebebi sayılırken, bütün kuvvet ve yetkilerin kaynağı olarak millet kabul edilmiştir.

1924 Anayasası, toplumun ihtiyaçları ve yapılan yeni inkılâplar doğrultusunda daha sonra beş defa değiştirilmiş ve bu değişiklikler çerçevesinde yeni maddeler ilave edilmiş veya çıkarılmıştır. Manasına dokunulmadan dil bakımından da iki defa değişikliğe uğrayan bu anayasa, 1960 yılına kadar yürürlükte kalmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti’nde; 1921 ve 1924 Anayasalarının yanında, 1961 ve 1982 yıllarında olmak üzere, iki anayasa daha kabul edilmiş ve böylece yürürlüğe giren anayasa sayısı dörde çıkmıştır.

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Şu Sayfamız Çok Beğenildi
Tarih Kodlamaları