Türk İslam Devletlerinde Yönetilenler (Halk)

17 Aralık 2013 tarihinde tarafından eklendi.

Yönetilenler: Yönetilen kesime halk diyoruz. Türk – İslam Devletleri’ndeki teşkilatlanma İlk Türk Devletlerindekine benzerdi. Aile, boy ve bodun şeklinde bir örgütlenme söz konusuydu.

NOT:

Karahanlılarda toplum tamamen Türk’tü. Gaznelilerde Gur, Hindu, Arap ve Türkler vardı. Büyük Selçuklularda toplum Türk, İran ve Arap unsurlardan oluşuyordu. Tolunoğulları, İhşitler ve Memlüklerde ise kurucular Türk olmasına rağmen halk Arap’tı.
Türk toplumunda Avrupa’daki asiller, Hindistan’daki Kast sistemine benzeyen bir sınıf ayrımı yoktur. Halk kanun ve töreler karşısında eşitti.
Bundan dolayı halk içerisinden bir kişi en üst makamlara kadar yükselebiliyordu. Dürüst ve yetenek olduğunda halk içinden herhangi bir kişi vezirliğe kadar yükselebiliyordu.

a. Aile

✓ Türk – İslam toplumunda ailenin çok önemli bir yeri bulunmaktadır. Aile genellikle anne, baba ve çocuklardan oluşuyordu.
✓ Baba hayatta bulunduğu müddetçe ailede ayrılma olmazdı. Hatta aynı evde dede, oğul ve torun yaşıyorlardı.
 Evlenmede açık sözlülük ve samimi olma önemliydi.
 Tek eşle evlilik yaygındı.
 Babaerkil yâni babanın etkili olduğu aile yapısı mevcutsa da anneler de aile de etkili oluyorlardı.

EVLENME İLE İLGİLİ BAZI TABİRLER:

Aldum, Virdüm: Dünürler arasında evlilik kararı alınırken söylenen sözler. Aldım kelimesi damadın ailesi tarafından söylenirken, virdüm kelimesi, kızın ailesi tarafından söyleniyordu.
Başlık: Damat adayının kızın babasına bir at vermesine denir. Bu at, kızı yetiştiren babanın hakkıydı.
Südlük: Kızın annesine süt hakkı olarak damat ailesi tarafından hediye edilen elbise.
Ağırlık: Erkek tarafının kızın kardeşine verdiği elbise
Yandış: Erkek tarafından geline verilen elbise
Küdem: Düğün yemeği.

 Türk – İslam toplumlarında halk,

1. Göçebeler
2. Köylüler
3. Şehirliler
olmak üzere yaşıyorlardı.

✓ Köylerde yaşayanlar tarım ve hayvancılıkla, şehirlerde oturanlar ise daha çok sanat ve ticaretle uğraşıyorlardı.

b. Müsamaha (Hoşgörü) ve Yardımlaşma

 Türk – İslam toplumunda din adamlarına saygı çok önemliydi. Devlet adamları, dini hayatın yayılması adına birçok medreseler inşa etmişlerdi. Bu medreselerde yetişen ilim adamları ise İslamiyet’in daha iyi anlaşılmasını sağlamışlardır.

✓ Özellikle ilk dönemlerde kurulan medreselerde birçok alim ve sufi yetişmiştir.

BİLGİ NOTU:

SUFİLİK: Çoklukta Birlik veya Varlık Birliği (Vahdetivücut) diye ifadelendirilen ve genel manası ile kâinattaki her şeyin Allah’ta birleştiği, kâinatın Allah’ın belirtilerinden ibaret olduğu, hikmet, akıl, bilgi ve adaletin O’nun manevi kudretinden doğduğu, en mükemmel yaratık olan insanın Allah’ın cüz’ü bulunduğu (küçük bir parçası) düşüncelerini savunan görüştür.

✓ Bunlar arasında ilk göze çarpanlar: Ahmet Yesevi, Yunus Emre ve Mevlâna Celâleddini Rumi’dir.

TANIYALIM

YUNUS EMRE (1240– 1321)

Doğduğu yer hakkında kesin bilgi olmamakla beraber Kula’da doğup büyüdüğü söylenir. Uzunca bir süre Hacı Bektaşi Veli Dergâhı’nda bulunmuştur. Allah sevgisini, aşk ve güzel ahlâkla ilgili düşüncelerini, her türlü batıl inanca karşı Türk – İslam birliğinin oluşması için çalışmıştır. Şiirlerinden çıkarılan bilgiye göre Babalılardan Taptuk Emre’nin dervişidir. Tasavvuf yolunu seçen Yunus Emre, iyi bir eğitim görmüştü. Anadolu kentlerini dolaşan Yunus Emre Şam ve Azerbaycan’a da gitmiş ve bu seyahatlerinde Mevlana ile de görüşmüştür.
Hece ve aruzla yazdığı şiirlerinde sevgiyi işledi. Tasavvufla, İslam düşüncesiyle beslenen dizelerinde insanın kendisiyle, nesnelerle, Allah ile ilişkilerini işledi. Ölüm, doğum, ilâhi adalet, insan sevgisi gibi konuları işledi. Tasavvuf düşüncesini, Alevi – Bektaşi inançlarını zenginleştirdi. Tekke şiirinin Anadolu’daki ilk temsilcilerindendir. Türbesinin Eskişehir Sarıköy, Karaman, Bursa, Aksaray Ortaköy, Ünye; Kula, Erzurum, Isparta, Afyon, Sivas, Niksar gibi yerlerde olduğu konusunda rivayetler vardır.
En önemli eseri Risaletü’n – Nushiye’dir. Ayrıca birçok şiir ve ilâhileri vardır.

TANIYALIM

AHMET YESEVİ (1093 – 1166)

Asıl adı Ahmet bin İbrahim bin İlyas Yesevi’dir. Yesi şehri yakınlarındaki Sayram kentinde doğmuştur. Çok iyi bir eğitim
almıştır. Anadolu’ya hiç gelmediği halde Anadolu’da çok sevilmiştir. Anadolu tasavvuf ekollerini ve Aleviliği etkilemiştir.
Divan-ı Hikmet adıyla yüzyıllar sonra derlenecek olan “Hikmetleri” aracılığıyla Türklerin İslamiyeti kabul etmelerinde katkısı olmuştur. Arapça ve Farsçayı çok iyi bilmesine rağmen eserlerini Türkçe yazmıştır.
Onun müritleri ölümünden sonra Anadolu’ya gelerek görüşlerini yaymaya devam etmişlerdir.

Türbesi Türkistan’dadır ve Timurlenk tarafından yapılmıştır. 2002 yılında UNESCO tarafından dünya tarihi eseri kabul edilmiştir.
Türbesi, Türkiye Cumhuriyeti tarafından yeniden tamir edilmiştir.

TANIYALIM 

MEVLÂNA CELÂLEDDİNİ RÛMİ (1207 – 1273) 

30 Eylül 1207’de Afganistan’ın Belh şehrinde doğmuştur. İslam ve tasavvuf dünyasının tanınmış şairi, düşünce adamı ve Mevlevi yolunun öncüsüdür. Annesi Belh Emiri Rükneddin’in kızı Mümine Hatun, babası Muhammed Bahaeddin Velet’tir.
Rumi adı Anadolu’ya gelip (Diyarırum) yerleştiği için, Mevlâna ismi ise “Efendimiz” manasına gelip saygıdan dolayı verilmiştir.
Konya’ya gelince Seyyit Burhaneddin’in yanında dokuz yıl kalmıştır. Konya’da iken bir süre Şemsi Tebrizi ile beraber oldu. Şems’in Konya’dan ayrılması Mevlana’yı derinden etkilemişti. Şam’a giden Şems, Mevlana’nın aşırı ısrarları sonucu Konya’ya geri döndü.
En önemli eseri olan Mesnevi’yi bitirdiğinde artık çok yorulmuştu. 17 Aralık 1273’te öldü. Mevlana’nın öldüğü gün olan 17 Aralık, düğün gecesi anlamına gelen ve sevgilisi olan Rabbi’ne kavuşma günü olduğu için Şebiarüs olarak anılır ve o gün her yıl anma törenleri düzenlenir.
UNESCO, Mevlâna’nın 800. doğum yılı olan 2007 yılını Mevlâna Yılı ilân etmiştir.
Kaynak: Vikipedia

Çok farklı ırk ve dinlerin bulunduğu Türk – İslam Devletleri’nde hoşgörü egemendi. İslam hukuku esas alınıyordu.
Türk – İslam Devletleri içerisinde yaşayan gayrimüslimler her türlü dini hürriyete sahipti.
Türk – İslam Devletleri’nde görülen dayanışma vakıflar aracılığı ile yapılıyordu.
Özellikle yolcuların ve tüccarların konaklama ve emniyetlerini sağlayan kervansaraylar hemen hemen birçok yerde yapılmıştı.
Yine devlet aşevleri, darüşşifa (hastane) ve tımarhane (akıl hastanesi) yapımına önem vermişti.
Sosyal yardımlaşmada devlete en büyük yardımı sunanlar ise Ahilerdi. Ahilik bir esnaf teşkilatı olup sosyal dayanışmada öncü idi.
Selçuklu hastanelerinde hastalar ücretsiz tedavi edilir, ilaçlar ücretsiz olarak verilirdi.

DARÜŞŞİFA

Darüşşifa adı da verilen hastaneler Selçuklular zamanında ilk olarak Alparslan’ın veziri Nizamülmülk tarafından Nişabur’da açılmıştır.
Bu hastanelerden Kayseri Gevher Nesibe, Gıyaseddin Keyhüsrev Tıp Medresesi, Sivas Keykavus Darüşşifası gibileri günümüze kadar ulaşmıştır.
Selçuklu hastanelerinde akıl hastaları ilaç ve müzikle tedavi ediliyordu. Aynı zamanda tıp fakülteleri niteliğindeki hastanelerde insana huzur veren bir yapı vardır.
Darüşşifaların, daha çok akıl hastalıklarının tedavisiyle ilgili bölümlerinde hizmet veren baştabiplerin akıl hastalıkları konusunda uzman olmalarının yanı sıra şiir ve musiki kültürüne de sahip bulunmaları şart koşulmuştur.

KERVANSARAYLAR

Kervansaraylar ilk olarak Karahanlılar tarafından  Ribat adıyla Orta Asya’da yaptırılmıştır. 10. yüzyılın sonlarına doğru Selçuklular tarafından Orta Asya’da yaptırılmıştır. Önceleri savunma amaçlı yapılan bu eserler zamanla artan ticaret sayesinde ticari ve dini ihtiyaçları karşılayan bir yer olmuştur.
Anadolu Selçukluları, ticaret yolları üzerinde kervanların konaklaması için Sultanhanı da denilen kervansaraylar yaptırmıştır.
Kervansaraylar arasındaki ortalama mesafe 40 km’dir.
Kervansarayların etrafı yüksek ve kalın duvarlarla çevrilmiştir. Barış zamanında pazar yeri olarak kullanılan bu mekânlar savaş zamanında kale olarak kullanılmıştır.
Selçuklu kervansarayları avlulu kapalı ve her iki türün birleşmesiyle karma tip yapılardır.
Kervansaray geleneği Osmanlı Devleti Dönemi’nde de han adıyla devam etmiş ve sosyal alandaki önemli bir ihtiyaca cevap vermiştir.

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz

Şu Sayfamız Çok Beğenildi
Tarihte İlkler