İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Kuruluşu ve İktidara Gelmesi

13 Ocak 2014 tarihinde tarafından eklendi.

20. YÜZYIL BAŞLARINDA OSMANLI DEVLETİ’NİN DURUMU

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI ÖNCESİNDE SİYASİ ve ASKERİ GELİŞMELER

İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Kuruluşu ve İktidara Gelmesi

Osmanlı Devleti’nin dağılma evresinde  içte oluşan  en önemli olay İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin kuruluşu ve iktidarıdır. Bu cemiyetin ortaya çıkışı devrin siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik şartlarının bir sonucudur. Bu şartlar altında cemiyet, kurucularının da özel gayretiyle kısa sürede büyüyerek iktidarı ele geçirmiştir. Cemiyet’in iktidarı siyasi yönden pek parlak sonuçlar doğurmasa da memleketimizin düşünce ve kültür hayatına önemli katkıları olmuştur.

3 Haziran 1889’da Mekteb-i Tıbbiye öğrencilerinden İbrahim Temo, İshali Sükuti, Abdullah Cevdet ve Mehmet Reşid tarafından İttihad-ı Osmani Cemiyeti adıyla kurulan Cemiyet’in teşkilatlanma biçimi, İtalyan tarihinde önemli rol oynayan Carbonari’den örnek alınmıştır. Bu cemiyeti kuranlar Genç Türkler adıyla anılıyordu. İbrahim Temo, bu iş için bir İtalya seyahati de yapmıştır. Kısa sürede Harbiye ve Mülkiye mektepleri ile okul dışı bazı çevrelere de yayılan hareket bu şekilde gelişme içindeyken, 2. Albdülhamid, Cemiyet’in varlığından haberdar oldu. Bu yüzden Askeri Tıbbiye Okulu Komutanı görevinden alındı, öğrenci liderlerinden bir kısmı tutuklandı ise de sonradan serbest bırakıldılar.

1896 yılından sonra cemiyetin liderliğine, nüfuz sahibi ve İstanbul’un tanınmış simaları getirildi. Bunların yönetimindeki cemiyet kısa zamanda aydınlar arasında taraftarlar kazandı. Askeri Tıbbiye’de damgalanan öğrenciler, selameti yurt dışına çıkmakta buluyorlardı. Bunlar kendilerine önceleri Paris’i üs seçtiler. Burada Beyrut’lu bir hıristiyan olan Halil Ganem ile tanıştılar. Bu tarihlerde Paris’te bulunan ve İttihat ve Terakki adında bir cemiyet kurmuş olan Ahmet Rıza yurt dışındaki muhalefetin merkezi durumundaydı. O’nun önderliğinde 1895’te Paris’te Meşveret gazetesi çıkarıldı. Daha sonra Cemiyetin Türkiye’deki üyeleri takibe maruz kaldılar ve ileri gelenlerinden İbrahim Temo ile Abdullah Cevdet yurt dışına kaçtılar. Bu ikili Romanya’da Jön Türk isimli bir dergi yayınlamaya başladılar. Bu sırada cemiyete kazandırılan Mülkiye’de tarih hocası olan Murat Bey de Mısır’a kaçıp Mizan adında bir gazete çıkarmaya başladı. Bu gazeteler yabancı postahaneler vasıtasıyla ülkeye sokuluyor ve büyük bir kitle tarafından okunuyordu.

Ülke dışındaki Jön Türkler, kalabalık bir kitle değillerdi. Fakat türdeş de olamamışlardır. Sürekli anlaşmazlıklarla birbirlerinden ayrılmışlardır. Abdülhamid, bu rahatsız kitleyi daha da bölmek ve ülke içine çekmek için tüm önlemleri almıştır. Paris’deki 1902 kongresi de Jön Türkleri birleştireceğine bölmüştür. Bunlar merkeziyetçi idareyi savunan Ahmet Rıza Bey ile adem-i merkeziyetçiliği savunan Prens Sabahattin Bey’in etrafında toplanmışlardır.

1906 yılında Selanik’te kurulan gizli Osmanlı Hürriyet Cemiyeti ise, ittihat ve Terakki Cemiyeti’nin hayatında bir dönüm noktasını teşkil etmiştir. Bu cemiyet, Ruslar’ın Bulgarları koruyarak memleketin iç işlerine müdahalesini protesto etmiş, özellikle ordu mensupları arasında taraftar bulmaya çalışmıştır. 14 Eylül 1907’de Merkezi Paris’te olan “Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti” ile birleşmiştir. Bu birleşmeye yüzbaşı Mustafa Kemal (Atatürk)’in Şam’da arkadaşları ile beraber kurdukları gizli Vatan ve Hürriyet Cemiyeti‘nin Selanik Şubesi de Mustafa Kemal’den habersiz katılmıştır.

Bu birleşmelerden sonra, 9 Haziran 1908’de, İngiltere Kralı 7. Edvrard ile Rus Çarı Nikola arasındaki Reval görüşmelerinde Makedonya konusunun da ele alınması üzerine Cemiyet, Rumeli’de büyük bir silahlı ayaklanma hareketine girişti. 23 Temmuz 1908’de de 2. Abdülhamid’i ikna ederek Kanun-i Esasi‘yi (Anayasa) yürürlüğe koydurup, 2. Meşrutiyeti ilan ettirdi. 31 Mart Vakası ve 2. Abdülhamid’in tahtan indirilmesinden sonra da iktidarı tam manasıyla ellerine geçirdiler ve Devletin yıkılışına kadar da devam ettirdiler.

İttihatçı liderler insan olarak dürüst, vatansever ve cesur kişilerdi. Ancak bir devleti yönetecek vasıflardan mahrum idiler. Özellikle toplumun yapısını sarsan aksaklıklara doğru teşhis koyup, bunları ortadan kaldıramamışlardır. Ekonomik alanda kalkınma metotlarını bilmiyorlardı. Devleti yeni temellere oturtma düşüncelerini uygulayacak bilgi ve yeteneğe sahip değillerdi ki, kalkınma yolunda son çareyi Almanya’ya yanaşmakta bulacaklarını ummuşlar, fakat bunda da yanılmışlardır.

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Şu Sayfamız Çok Beğenildi
KPSS Tarih Kartları – 2