Türkçülük

13 Ocak 2014 tarihinde tarafından eklendi.

OSMANLI DEVLETİ’NİN SON DÖNEMİNDE DEVLETİ KURTARMAYA YÖNELİK FİKİR AKIMLARI

Türkçülük

Türkçülük, 2. Abdülhamit devrinde bir fikir hareketi olarak gelişmiştir. Osmanlıcılık veya İslamcılık gibi bir idare ve siyaset sistemi haline getirilmesi düşünülmemiştir. Bu sebeple Türkçülük hareketi bir siyasi partinin veya muayyen bir grubun malı değildir. Az sayıdaki aydının üzerinde kafa yorduğu bir akımdır. Bu aydınlar içinde, siyasete girmemiş olan, tarafsızlar bulunduğu gibi, İslamcı ve Osmanlılık taraftarları da vardı. Bunlar, çeşitli sebeplerin etkisiyle Türkçülüğü değişik yönleriyle incelemekteydiler.

Bu fikir hareketine zemin hazırlayan faktörler ise şöyle sıralanabilir:

1. Avrupa büyük devletlerinin de teşvikiyle milliyet fikirlerinin hıristiyan tebaa arasında yayılması ve bunun sonucunda isyanların çıkması.

2.Türk olmayan müslüman topluluklarının da yine batılı devletlerin propagandaları sonucu Osmanlı Devleti’nden ayrılma temayülleri. Bu hususta özellikle İngiltere’nin Mısır’dan başlamak üzere Arap memleketlerine sirayet eden propagandaları ile Avusturya’nın Bosna-Hersek’ten başlayıp Arnavut halkı üzerinde yaptığı propagandalar bu konuda çok etkili olmuştur. 

3.Bilhassa; büyük hıristiyan eyaletlerin müstakil veya muhtar bir statüye kavuşmaları üzerine, bu eyaletlerdeki Türklerin Anadolu’ya göç etmeleriyle Türk nüfus yoğunluğunun artması ve bu insanların maruz kaldığı felaketin uyandırdığı tepki. 

4. Avrupa’nın Türkler üzerindeki baskısı ve aleyhde propagandaları. 

5. Yabancı dil öğrenen ve Avrupa’ya giden Türklerin, Avrupalıların Türkler hakkındaki araştırmalarından haberdar olup, bunun vicdanlarında uyandırdığı hisler.

Bir kültür hareketi olarak başlayan Türkçülük akımı, daha sonra giderek siyasi bir cereyan haline gelmiştir. Osmanlı Devleti’nin sorunlarının çözümünde Osmanlıcılık, İslamcılık gibi düşünce akımlarının yeterli olmayacağı belirtilerek “ırk esasına dayalı Türk Milliyetçiliği’nin” geliştirilmesinin zorunluluğuna işaret edilmiştir. Onlara göre devlet ancak dili, dini, soyu ve ülküsü bir olan topluma dayanarak ayakta durabilirdi. Bunun için de Osmanlı yönetimi altında yaşayan Türklerin milli bilince ulaştırılması gerekirdi. Ünlü Türk sosyologu Ziya Gökalp’in katkıları ile Türkçülük ilmi bir boyut kazanmıştır. Ziya Gökalp’e göre Osmanlı Devleti’nin kurtuluşu ve güçlenmesi yeniden yapılanma ve hayat tarzına bağlıdır. Bu üç esas üzerine kurulacaktı: Bunlardan birincisi Türkçü olmaktır. Dilde, güzel sanatda, ahlakta ve hukukta Türk kültürüne bağlanmak gerekir. İkincisi İslam ümmetinden olmaktır. Üçüncüsü ise Batı uygarlığını benimsemektir. Bilimde, felsefede, teknikte tam bir Batılı kafaya sahip olmak gerekir. Ziya Gökalp, medeniyetle kültürü birbirinden ayırmış, kültürde Türk kalmayı savunmuştur. Osmanlıcı görüntüsü altında Türkçü bir politika izleyen İttihat ve Terakki Fırkası’nın iktidarda bulunması, Türkçülük düşüncesini güçlendirmiştir. Bu düşüncenin halka yayılması amacıyla Türk Ocakları kurulmuştur.İslam birliği kadar güçlü bir Türk birliği özlemini çeken Türkçüler, Rusya’dan gelerek Osmanlı Devleti’ne sığınan bazı Türk aydınlarının da etkisiyle bir süre Asya’da yaşayan tüm Türkleri Osmanlı Padişahı’nın yönetimi altında birleştirmeyi amaçlayan pantürkist (Turancılık) bir düşünceyi benimsemişlerdir. Almanlar’ın da propagandasıyla bu düşünceyi gerçekleştirmek için İttihat Terakki yöneticileri, Birinci Dünya Savaşı‘na sokmuşlar ise de savaşın gidişatı buna imkan vermemiştir. Bunun üzerine Atatürk tarafından daha gerçekçi temellere oturtulan Anadolu Türkçülüğü savunulmaya başlanmış ve Kurtuluş Savaşı, bu temele dayandırılmıştır.

Bütün bu fikir akımlarının dışında, Batı’da ortaya çıkan fikir ve sistemleri aynen benimseyen Türk aydınlan da çıkmıştır. Bunlar kendi aralarında da bölünmüşlerdir. Bunlardan öncülüğünü Celal Nuri’nin yaptığı bir bölüm batıcı grup, Avrupa’dan her şeyi almaya gerek yoktur. Osmanlı devleti üzerinde düşmanca emelleri olan batılıların teknolojisi alınmalı fakat kültürü alınmamalıdır
görüşündeydi. Öncülüğünü Abdullah Cevdet‘in yaptığı diğer bir grup batıcılar ise ikinci bir medeniyet yoktur, tek bir medeniyet vardır, o da batı medeniyetidir. Gülü ile dikeni ile alınmalıdır diyordu. Fakat bu görüşler bir kısım çevreyle sınırlı kaldı ve fazla taraftar bulmadı.

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.